Destanlar

Göç Destanı: Büyük Uygur Destanı

Göç Destanı

Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu-Balıg(k) denildiği sanılmaktadır. Büyük Uygur Destanı’nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir.

Yine Hüseyin Namık Orkun’un belirttiğine göre bu yazıtlar, Moğol Hânı Ögedey (Öğüdey) zamanında Çin’den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.

image 305
Göç Destanı: Büyük Uygur Destanı 5

Göç Destanı’nın Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. İran kaynaklarındaki söyleyiş, daha çok tarih bilgilerine yakındır.

Aynı zamanda İran söyleyişi, Türkler’in maniheizm’i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümünde- dir. Aşağıda özetlenmiş olan söyleyiş Cüveynî’nin Tarihi Cihânguşâ adlı eserinde yazılıdır, bu söyleyişe göre, destanda sözü geçen iki ağacın, maniheizm’in kurucusu Mani’nin “İki Esas” adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini Prof. Fuad Köprülü ileri sürmektedir.

Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı

Uygur Ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.

Hulin Dağlarında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının üzerine gökyüzünden bir mavi ışık düştü, iki ırmak arasında yaşayan insanlar bu ışığı gördü ve ürpererek izledi. Kutsal bir ışıktı.

Kayın ağacının üzerinde aylar ayı kaldı. Kutsal ışık, kayın ağacının üstünde kal- dığı süre içinde kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu!

Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı, içinden beş küçük çadır, beş küçük odacık görünümünde ortaya çıktı. Her odacığın içinde bîr çocuk bulunmaktaydı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı, onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelen- leri çok büyük saygı gösterdiler.

image 163
Göç Destanı: Büyük Uygur Destanı 6

Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin’di, ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin, üçüncüsünün ki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin, beşincisinin adı Buğu Tekin’di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan insanlar, içlerinden birini hakan yapmak istediler. Buğu Han en büyükleri idi; ötekilerden daha güzel, daha zeki, daha yiğit görünüyordu. Buğu Tekin’in hep- sinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular.

Böylece yıllar yılı kovalamış, bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş. Bu hakanın da Gah Tekin adında bir oğlu varmış.

Hakan oğlu, Gah Tekin’e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien’i almağı uygun görmüş.

Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı; bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.

Bir gün Çin Elçisi, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien’in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:

“Hatun Dağının varı yoğu, bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.”

Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien’e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu; düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin bütün saadeti yok olacaktı.

Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek türden değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun kömür yığıp ateş- lediler. Kaya iyice kızınca üzerine sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar, ülkelerine taşıdılar.

Olan o zaman oldu işte. Türkeli’nin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz olan bu düşüncesiz hakan öldü. Ne var ki Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı.

Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası, Türkeli’nin felâketine sebep oldu. Halk rahat huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, ürün yeşermez oldu.

Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han’ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, evcil yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:

“Göç! Göç!” diye çığrışmağa başladı. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu.

Yürekler dayanmazdı.

Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Sonunda bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler; bunun için bu yerin adını da Beş-Balıg(k) koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.

İran Kaynaklarına Göre Göç Destanı

Destanın Buğu Tekin’in Uygurlara hakan oluncaya kadar geçen bölümü aynıdır. Buğu Tekin hakan olduktan sonra, İran söyleyişine göre, ülkeyi adalet üzere ve yıllarca yönetir. Bu süre içinde kendisine üç karga yardım etmekte, kargalar dünyanın bütün dillerini bilmektedir. Nerede bir olay olursa hemen Buğu Han’a haber vermektedirler.

Bir gün Buğu Han bir düş görür. Düşünde kendisine bir peri kızı gözükmüştür. Bu düşü Buğu Han hemen her gece, yedi yıl, altı ay ve yirmi iki gün üst üste gö- rür ve her gece Peri kızı, Buğu Han’ın düşünde onunla konuşur, danışır; son gece, ayrılacağı vakit Buğu Han’a, dünyanın efendisi olacağı haberini verir.

Han uyanınca ordusunu toplar, her ordunun başına bir kardeşini tayin eder, Moğollar’ın Kırgızlar’ın, Tangutlar’ın ve Çinliler’in üzerine seferlere yollar.

Dört kardeşin dördü de seferden zaferle döner ve Orhun vadisini zengin gani- metlerle doldurur, bu arada Ordu-Balıg şehri de kurulmuş olur.

Bir müddet sonra Buğu Han bir düş daha görür. Düşünde, beyazlara bürünmüş, başında beyaz şerit, elinde “Yada Taşı” olan bir erkek gözükmüş, Buğu Han’a demiştir ki:

“Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin.”

O gece Buğu Han’ın baş veziri de tıpkı böyle bir düş görmüştür. Bunun üzerine Buğu Han ordusunu yeniden toplamış, bu defa batıya doğru sefere çıkmıştır. Türkistan’a geldiği vakit geniş bozkırları, çayırları ve gürül gürül akan çayları görünce burada oturmağa karar vererek Balasagun şehrini kurmuştur. Buğu Han’ın orduları dört bir yana yayılmış, bütün milletleri buyruğu altına almıştır.

Fakat o zaman Uygurlar’ın dindar olmadıkları söylenirdi. Rahipleri vardı ama “kam” deniliyordu. Bu kamlar, tıpkı Moğollar’daki gibi, cinlere söz geçirdiklerini ileri sürerler. Onlara her istediklerini yaptırmağa güçlerinin yettiğini söylerler- di. Moğollar bu kamlara çok Önem verirlerdi. Ne zaman bir işe başlayacak olur- lar ise bu kamlara sorarlardı ve ona göre davranırlardı. Hastalarına bile kamlar bakardı.

Uygurlar, Buğu Han zamanında Çin hükümdârına elçiler gönderdi, kendilerine “Nom Kitapları”nı anlayan adamlar göndermesi için rica etti. Çinliler’in din ki- tapları “nom”dur. Bugün yaşayan bir adamın bin yıl önce de yaşadığına inanırlar.

Çin’den “nom” yöntemlerini anlayan adamlar gelince Kamlarla oturup konuştu- lar, din kitaplarını gösterdiler; tartışmayı kamlar kaybetti. Bu tartışmadan sonra Uygurlar Çin’den gelen yeni dini kabul ettiler. (Bu din Maniheizm’dir.)

Göç Destanı
Göç Destanı

Vikipedia Sayfasındaki Göç Destanı

Uygurların yurdunda “Hulkun (Hulqun)” adlı bir dağ vardı. Bu dağdan Tuşla ve Selenge adlı iki ırmak akardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık düştü. İki nehir arasında yaşayan halk bunu dikkatle izledi. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık 9 (dokuz) ay şişkinlik üzerinde durdu.

Ağacın gövdesi yarıldı ve içinde beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Bögü (Buqun Han) büyüyünce hakan oldu. Ülke zengin, halk ise mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yülük Tigin isimli bir prens hakan oldu.

Çinlilerle çok savaştı. Hakan, bu savaşlara son vermek için oğlu Kalı Tekin’i bir Çin prensesi ile evlendirmeye karar verdi. Çinliler, prensesleri karşılığında hükümdardan Tanrı Dağı’nın eteğindeki “Kutlu Dağ” adındaki dağı istediler. Bunun üzerine Çinlilere dağı verdiler. Çinliler dağı yıkmak için dağın etrafında ateş yaktılar, dağ kızınca üzerine sirke (asit) döktüler. Küçük parçalara ayrılan dağı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar.

Ülkedeki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu dağın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Kalı Tekin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar. Kuşlar bile uçarken “Göç-göç” diye ötüp durdular.

Göç Destanı hakkında Türkçe kaynaklar:

  1. Türk Mitolojisi – Prof. Dr. Murat Uraz’ın Türk mitolojisi üzerine yazdığı kitap, Göç Destanı ve diğer mitolojik konuları detaylı bir şekilde ele almaktadır.
  2. “Türk Destanları” – Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan bu kitap, Göç Destanı gibi Türk destanlarını içermektedir.
  3. “Türkler ve Türk Destanları” – Eski Türk kültürü ve mitolojisi hakkında geniş kapsamlı bir inceleme sunan bu kitap, Göç Destanı’nın yanı sıra diğer Türk destanlarını da ele almaktadır.
  4. “Türk Mitolojisi Sözlüğü” – Prof. Dr. Turan Yazgan’ın kaleme aldığı bu sözlük, Türk mitolojisi ve destanlarıyla ilgili önemli kavramları açıklamaktadır, Göç Destanı’na dair de bilgi içermektedir.
  5. “Attila’nın Türk Destanı” – Hasan Âli Yücel Klasikleri arasında yer alan bu kitap, Attila’nın hayatını ve Türk destanlarını ele alırken, Göç Destanı’na da yer vermektedir.

Göç Destanı: Açıklamalı Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

  1. Göç Destanı nedir? Göç Destanı, Türk mitolojisinde önemli bir yer tutan epik bir destandır. Türklerin tarih boyunca yaşadığı göçlerin ve bu süreçte karşılaştıkları zorlukların anlatıldığı destanın adıdır.
  2. Göç Destanı hangi döneme aittir? Göç Destanı, Orta Asya Türk kültüründe ortaya çıkmıştır. Özellikle Göktürkler, Hunlar ve diğer Türk boylarının göç dönemlerinde şekillenmiş ve aktarılmıştır. Bir Uygur destanıdır.
  3. Göç Destanı’nın ana teması nedir? Göç Destanı’nın ana teması, Türklerin topraklar arasındaki göçlerinde yaşadıkları serüvenleri ve bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri içerir. Başka bir deyişle, destan Türklerin yaşadığı büyük göçlerin efsanevi bir anlatımıdır.
  4. Göç Destanı hangi unsurları içerir? Göç Destanı, kahramanlık, aşk, savaş, zafer ve yenilgi gibi birçok temayı içerir. Ayrıca doğaüstü varlıklar, mitolojik figürler ve destan kahramanları da sıkça bu destanın unsurları arasında yer alır.
  5. Göç Destanı’nın önemi nedir? Göç Destanı, Türk kültüründe derin bir öneme sahiptir çünkü Türklerin tarih boyunca yaşadığı göçlerin ve bu göçler sırasındaki deneyimlerin önemli bir belgesidir. Ayrıca destan, Türklerin milli kimliğinin oluşumunda da etkili olmuştur.
  6. Göç Destanı’nın günümüze etkisi nedir? Göç Destanı, günümüzde hala Türk kültüründe önemli bir yer tutar ve edebiyat, sanat ve kültür alanlarında ilham kaynağı olmaya devam eder. Ayrıca Türk mitolojisinin ve tarihinin önemli bir parçası olarak günümüzde de aktif bir şekilde incelenir ve değerlendirilir.
  7. Göç Destanı hangi eserlerde yer alır? Göç Destanı, birçok Türk edebiyatı eserinde ve sözlü geleneğin bir parçası olarak aktarılmıştır. Bunlar arasında destanları, masalları ve halk hikayelerini içeren eserler bulunur.
  8. Göç Destanı’nın farklı versiyonları var mıdır? Evet, Göç Destanı’nın farklı versiyonları bulunmaktadır. Bu versiyonlar, farklı Türk boylarının ve kültürlerinin etkisiyle zaman içinde farklılıklar gösterebilir.
  9. Göç Destanı’nın günümüzdeki yansımaları nelerdir? Günümüzde, Göç Destanı hala Türk toplumunda yaşayan bir kültürel miras olarak kabul edilir. Bu destan, Türk halkının tarihine, kültürüne ve milli kimliğine olan bağlılığını yansıtan önemli bir unsurdur.
  10. Göç Destanı’nı daha derinlemesine incelemek için nereden başlamalıyım? Göç Destanı’nı daha iyi anlamak ve incelemek için Türk mitolojisi ve edebiyatıyla ilgili akademik çalışmaları ve kaynakları inceleyebilirsiniz. Ayrıca, Türk halk hikayeleri ve destanlarını içeren antolojileri okuyarak da destan hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu