
Nil Nehri, Dünya’nım en uzun nehri olup 6.650 kilometre (4.132 Mil) uzunlukta olup Mısır’ın kuzey yönüne doğru Akdeniz’e akan bir nehirdir (bir nehir için geçerli olan yön). Antik Mısır’da yaşam kaynağı olarak kabul edilen Nil Nehri Mısır tarihinde hayati bir rol oynamıştır.
Nil Nehri, iki ayrı kaynaktan analizine devam eder; Ekvator Afrika’sından gelen Beyaz Nil ve Habeşistan yaylalarından akıp gelen Mavi Nil. Ortadoğu ve İslam Tarihi çalışmalarıyla açıklanan bir yazar olan James Waterson bu konuda şöyle bir açıklama yapıyor; “Nil Nehri, Mısır’ın oluşum sürecinde hayati bir rol oynamıştır; bu oluşum süreci, Nehrin Mısır’da Kuzey yönüne doğru akması özelliğiyle yaklaşık olarak beş milyon yıl önce başlamıştır” (7-8).
MÖ 6000 yılı boyunca bir süre boyunca Nehrin kıyı boylarında kalıcı yerleşim yerleri yavaş yavaş yükselmeye başlamış ve bu durum MÖ 3150 yılı nedeniyle dünyada gelişebilecek ilk ulus devleti Mısır Uygarlığı ve Kültürü başlangıcı olmuştur. Nil Nehri, bir yaşam kaynağı olarak görülmesi nedeniyle, Mısırlıların en önemli mitlerinin çoğu Nil Nehri ile ilgili veya önemli oranda Nil Nehrini konuyor. Bu konular arasında; tanrı Osiris, şeytani İsis ve tanrı Set’in öyküsü ve Mısır’ın sosyal düzeninin nasıl geçmişinin öyküsünü alır.
Tanrı Osiris Efsanesinde Nil Nehri
Antik Mısır’da Nil Nehri ile ilgili en popüler anlatılardan biri; Kardeş tanrı Set’in, tanrı Osiris’e ihanet ederek öldürülmesinin anlatımıdır. Anlatıya göre tanrı Set, tanrı Osiris’in gücü ve popülaritesini kıskanıyordu ve bundan dolayı tanrı Set, içine en iyi sığınan kişiye hediye olarak verildiğini belirtmiş, tanrı Osiri’i seçilmiş bir tabutun (tahta lahit) içine yatırmayı dener.
Tanrı Osiris içine girdikten sonra odaya Set kapağı hemen kapanır ve Osiris’i Nil Nehri sularına atar. Tanrı Osiris’in karısı İsis, kocasının ölümü, geleneklere uygun bir şekilde tanımlanmak üzere çıkar, birçok yerde araştırma yaparken, Nil Nehri kıyısında oyun oynarken bazı çocuklarla karşılaşır ve çocukların tabutun kıyıda bulunduğu yeri ona anlatır. Bu anlatımdan yola çıkılarak, Mısırlıların aslında kehanet yeteneğine sahip oldukları, çağdaş İsis’in bulamadığı eski tabutun yerini söylediği konusunda bir Mısır inancı öne çıkarılır.

Anlatıya gör; Tanrı Osiris tabutu, Nil Nehri sularıyla sürüklenerek Fenike sahilinde, Biblos ülkesinde bir ağaca saplanır ve renkler hızla büyüyerek kısa bir hızla tabutu tamamen kaplar. Biblos şehir kralı, güçlü ve heybetli görünen bu ağaca hayran kalır ve saraya getirtip bir sütun olarak diker. Tanrıça İsis, Biblo’nun şehrine vardığı zaman, kocasının cesedinin ağacının içinde fark eder ve krallığın gönlünü kazandıktan sonra, bir iyilik olarak sütünü ondan ister. Tanrıça İsis, daha sonra ölen kocasının yeniden hayatta kalması için Mısır’a getirilir.
Bu olaylar dizisi, Mısır mimarisi ve sanatında ülke tarihi boyunca görülen ve istikrarı simgeleyen Djed Stunu’na ilham kaynağı olur. Bazı yorumlara göre Djed Stunu, tanrı Osiris’in ağaca hapsedildiği zamandaki omurgasını temsil ederken, diğer bazı yorumlara göre ise, çağdaş İsis, tanrı Osiris’in hayatta kalmayı başarma çabasını temsil ediyor.
Tanrıça İsis, Mısır’a döndükten sonra ölen kocası Osiris’i hayata döndürmek amacıyla gerekli otları ve iksirleri dosyası olarak tabutu Nil Nehri kıyısına ayrılır. Kız kardeşi Neftis’i de cesedi tanrısı Set’ten korumak üzere görevlendirilir. Ancak tanrı Set, geleceği İsis’in, tanrı Osiris tabutunu ortaya çıktığı zaman kendisi de tabutu kopmaya başlar. Kıyıda Neftis’le karşılaşır ve onu tabutun nerede saklandığını gösteren zorlar. Tanrı Set, tanrı Osiris’in cesedini kurtardıktan sonra ayrılır ve Mısır’ın dört bir yanına saçar.

Tanrıça İsis, kocasını diriltmek üzere ayrıldığı zaman, kardeşi Neftis’in yarası içindeki kişiler itiraf eder ve kardeşine tanrı Setin, tanrı Osiris’in ölümüyle ne öğrenmesi için yardım alacağıne dair yemin eder.
Tanrıça İsis ve kardeşi Neftis, tanrı Osiris’in cenaze kalıntılarını biriktirirler, nerede bir parça bulurlarsa, ritüellere uygun olarak oraya giderler ve bir türbe inşa ederler. Bu durum, Antik Mısır’da tanrı Osiris’in birçok mezarının mevcut olduğu ve ayrıca Antik Mısır’ın otuz altı bölgesel bölümü olan nomların (nomes, ilçe veya eyalet benzeri yerleşim yerleri) kurulmasına da yol açıldığı söylenir. Tanrı Osiris’in cildinin bulunan bir parçası gömülüdüyse, orda bir ‘nome’ oluşur.
Tanrıça İsis, tanrı Set’in Nil Nehrine katılmış ve bir timsahın devamı penisi hariç, Osiris’in bir parçasını bulup gömmeyi başarır. Bu nedenle timsah, Mısır’da bereket tanrısı Sobek ile ilişkilidir ve bir timsahın döngüsünde herkes mutlu bir ölümle toplanır kabul edilir.
Bedenin parçalarının eksik kalmasından dolayı tanrı Osiris hayata geri dönemez, ancak diğer dünyanın efendisi, ölüler diyarı efendisi ve ölülerin yargıcı olur. Tanrı Osiris penisini alan Nil Nehri suları böylece bereketlenir ve Nehir bu topraklar üzerinde yaşayan insanların hayat kaynağı olur. Tanrı Osiris’in oğlu tanrı Horus, tanrı Set’i yener ve onu Mısır oranlarının kovarak (hikâyenin bazı versiyonlarında öldürerek) babasının intikamını alır ve böylece bölgede denge ve sosyal düzen geri oluşur. Tanrı Horus ve geleceği İsis daha sonra uyum içinde ülkeyi yönetirler.

Mısır İçin Önemi
NİL NEHRİ, ESKİ MISIR HALKI İÇİN YAŞAM KAYNAĞI VE TANRILARIN YAŞAMLARININ BİR PARÇASI OLARAK KABUL EDİLİR.
Nil Nehri, bu ve benzeri mitler aracılığıyla, Eski Mısırlılar için bütün bir yaşam kaynağı ve tanrıların yaşamlarının parçalarının bir parçası olarak kabul ediliyordu. Samanyolu, Nil Nehri’nin göksel bir aynası olarak görülüyor ve güneş tanrısı Ra gemisi Samanyolu üzerinde uzun süre inanılıyordu. Tanrıların, eski Mısırlıların yaşam seyrine yakından dahil olduklarına ve Nehrin yıllık satıcılarının neden olduklarına, bu satıcıların kurak kıyılara verimli siyah toprak bıraktıkları inanılıyordu.
Bazı mitlere göre, insanlara tarım işleme becerilerini öğreten, İsis olmuş (diğerlerinde is Osiris) ve yollarla insanlar kanallar, sulama sistemleri ver işlemek şeklinde gelişmiş sistemler geliştirmişlerdir. Nil Nehri aynı zamanda Eski Mısırlılar için önemli bir eğlence kaynağıydı.
Eski Mısır’da insanlar, koşu sporunun yanı sıra, iki kişilik takımlar halinde kanolarla yarışıyor, yarışmada bir “savaşçı” ve bir “kürekçi”nin herkesin savaşçısını tekneden düşürmeye çabalamadan su mızrak dövüşü sporundan da zevk alıyorlardı. Bir diğer popüler nehir sporu ise tekne yarışlarıydı, eski Mısır’da toprak sahibi olan Romalı oyun yazarı Genç Seneca’nın (MS 1.yüzyıl) yazıp daha kolay oyunlarda beceri gösterileri sergilenirdi:
İnsanlar, onun bir teknede ikişer kişi olmak üzere, küçük teknelere binerler; biri kürek çekerken diğer suyunu boşaltır. Daha sonra azgın akıntılarda şiddetli savrulurlar. Sonunda daha dar kanallara ulaşıyor ve nehrin akış gücüyle sürüklenerek, hızla ilerleyen tekneyi elleriyle kontrol edip, izleyenlerin gördükleri büyük bir çıkış içinde başlangıçtan aşağıya suya düşüyorlar. Yarışmacıların bu kadar büyük bir su kaybı içinde boğuldukları ve ezildikleri üzüntülerle yaşadıkları; Ancak tam tersine, düştükleri yerden çok uzak bir yerde, bir mancınık gibi fırlayarak, hala yol açarken, alçalan dalga onları suya batırma yerine daha sakin sulara akar.
Nil Nehri, “Hayatın Babası” ve “Bütün insanların Anası” olarak bilinen ve dünyadaki hayatla kutsayan tanrı Hapi’nin yanı sıra, gerçeği, uyku ve dengeyi temsil eden varoluş Ma’at’ın bir tezahürü olarak kabul ediliyordu. Nil nehri ayrıca eski tarihi Hathor ve daha sonra belirtilen şekilde, güncel İsis ve tanrı Osiris ile ilişkilendirilmiştir. Daha sonraki hanedanlıklar döneminde yeniden doğuş ve yaratılış tanrısı haline gelen tanrı Khum, başlangıçta Nil Nehri kaynak tanrısıydı; Para birimini kontrol eder ve insanların havadan verimli olması için ihtiyaç duyulan yıllık sularını gönderirdi.
Yaşam Kaynağı
Kral Djoser (MÖ yaklaşık 2670) hükümdarlığı döneminde Mısır’da saklanabilen kıtlık sorunu yaşanır. Kral bir rüya görürsün; rüyasında bereket tanrısı Khnum ona çökmüş, nehri üzerinde Elefantin Adasında tapınağın bakımı olmadan tutulmuş ve bu bulunan ihmalden dolayı gizliliksiz olduğu konusunda serzenişte bulunur.
Kral Djoser’in veziri Imhotep, kralın rüyası mesajının doğru olup olmadığını görmek için Elefantin Adasına gitme önerilerinde bulunur. Kral Djoser tapınağı kötü durumda bulur, yeniden inşa etme ve parçalanma kompleksinin yenilenme emrini verir. Bundan sonraki dönmede kıtlık sona erer ve Mısır toprakları yeniden verimli hale gelir.
Bu anlatıya göre, Kral Djoser hükümdarlığı döneminden çok sonra, Batlamyus Hanedanlığı (MÖ 332-30) Kıtlık Dikilitaşında yer alır ve krallığın o dönemde hala ne kadar büyük bir saygı kaydının yapıldığı gruplarda sunulur. Bu durum aynı zamanda Nil Nehri’nin uzun zaman boyunca Mısırlılar için ne kadar önemli olduğunu da gösterir nitelikte; Zira kıtlığın sona ermesi için sadece Nehir tanrısının memnun olması gerekmemiştir.
Nil Nehri, günümüzde Mısır ülkesinin yaşamını, kültürünü ve ticaretin varlığının bir parçası olmaya devam ediyor. Mısırlılar, ülkelerine gelen bir ziyaretçinin Nil Nehri güzelliğine bir kere tanık olması halinde, bu tanıklığın, o ziyaretçinin Mısır’a geri dönebilme yeteneğinin olduğunu söylerler (bu iddia Antik Çağda da dile getirildi).
Romalı devlet adamı ve sonu yazarı Seneca Nil Nehri’ni bir harika, “olağanüstü bir manzara” olarak tanımlamış ve bu görüşü, bir anlamda Mısırlı “bütün insanların anası” olan bu nehri ziyaret eden birçok Antik Dönem yazarı tarafından da paylaşılmıştır. Hatta bugün bile bu görüştük; Mısır ülkesi ziyaretini deneyimleyen birçok kişi tarafından da paylaşılır.








