
Mezopotamya’nın kadim tanrılar panteonu, insanlığın en eski inanç sistemlerinin karmaşık dokusunu yansıtır. Bu tanrılar arasında, adı zamanın tozlu tabletlerinde saklı kalmış ancak rolü derin bir gizem taşıyan bir figür dikkat çeker: Šulpae. Jüpiter gezegeniyle özdeşleştirilen bu tanrı, gökyüzünün sırlarını, hastalıkların kökenini ve sosyal düzenin kırılganlığını temsil eder. Gelin, bu çok yönlü tanrının izinde, Mezopotamya’nın dini, astrolojik ve tıbbi pratiklerini keşfedelim.
İsmin Kökeni: Akademik Tartışmalar ve Anlam Arayışı
Šulpae’nin adı, Sümerce Šul-pa-è olarak yazılır ve genellikle “Parlayan Genç” veya “Yüce Parlaklık” şeklinde çevrilir. Ancak bu çeviriler, akademik çevrelerde tam bir konsensüsle kabul görmez. Erken dönem metinlerde (MÖ 2500) Fara ve Adab tabletlerinde D Šul-pa-è olarak geçerken, Eski Babil döneminde (MÖ 1900-1600) D Šul-pa-è-a varyantı yaygınlaşmıştır. İsmin sonundaki “-a” ekinin Akadca etkisiyle eklendiği düşünülür.
Edmond Sollberger, 1950’lerde MAR.KI işaretini “mesken” olarak yorumlayarak ismi Ninkimar (“Meskenin Hanımı”) şeklinde okumuştu. Ancak bu teori, Walther Sallaberger ve Robert M. Whiting gibi modern asurologlar tarafından eleştirildi. Whiting, MAR işaretinin terk edilmiş bir yerleşime atıfta bulunduğunu ve ismin d Nin-Mar ki (“Mar Bölgesinin Hanımı”) olarak okunması gerektiğini savundu. Jeremiah Peterson ise, bu tartışmaların sonuçsuz kaldığını ve ismin standart olarak Šulpae şeklinde kalması gerektiğini belirtir.
İlginç bir detay, geç dönem metinlerde Šulpae’nin d Šul-pa-è-dar-a ve d Šul-pa-è-ùtul-a gibi alternatif yazılışlarının görülmesidir. Ancak bu formlar artık farklı tanrıları temsil ettiği kabul edilir.

Gökyüzünün Efendisi: Jüpiter ile Astrolojik Bağ
Šulpae’nin en belirgin rolü, Jüpiter gezegeninin tanrısal temsilcisi olmasıdır. Mezopotamya astronomisinde Jüpiter, “Sagmegar” veya “Nēberu” gibi isimlerle anılırdı ve hareketleri kehanetler için kritikti. Šulpae, özellikle gezegenin helyak yükselişi (güneşin doğuşundan hemen önce görünmesi) ile ilişkilendirilirdi. Bu fenomen, tarım takviminin düzenlenmesinde ve kralların tahta çıkış tarihlerinin belirlenmesinde kullanılırdı.
Nabû-mušēṣi’nin bir yorum metninde şöyle denir:
“Marduk Yıldızı göründüğünde Šulpae’dir; bir çift saat yükseldiğinde Sagmegar’dır; gökyüzünün ortasında durduğunda ise Nēberu’dur.”
Bu ifade, Šulpae’nin Jüpiter’in farklı evrelerindeki tezahürlerini açıklar. Ayrıca Erra Destanı’nda, tanrı Erra’nın “Šulpae’nin parlaklığını söndürmek ve yıldızları gökten koparmak” istemesi, onun göksel düzenle olan bağını vurgular.

Hastalıkların Kaynağı: Bennu ve İblislerle İlişkisi
Šulpae’nin karanlık bir yönü, hastalıkların kaynağı olarak görülmesidir. Özellikle bennu adı verilen ve muhtemelen beyin veya omurilikte dejeneratif hasara yol açan bir hastalıkla ilişkilendirilirdi. Metinlerde “gezgin bir isim iblisi” olarak anılması, hastalıkların tanrısal bir ceza veya iblislerin eseri olduğu inancını yansıtır.
Marten Stol’un teorisine göre, annenin gebelik döneminde Jüpiter’e maruz kalması, çocukta bennu hastalığına yol açabiliyordu. Bu, gezegenin konumunun tıbbi sonuçları olduğuna dair antik bir astrolojik inancı gösterir. Šulpae’nin bu rolü, onun hem yaratıcı hem de yıkıcı güçlerini dengeler.

Kutsal Aile: Ninhursag ile Evliliği ve Çocukları
Šulpae’nin en önemli mitolojik bağı, toprak ve bereket tanrıçası Ninhursag ile olan evliliğidir. Bu birliktelik, gökyüzü ile yeryüzünün simgesel birleşimini temsil eder. Kesh Tapınağı İlahisi’nde Šulpae, Ninhursag’ın “sevgili eşi” olarak tanımlanır. Çiftin çocukları arasında şu tanrılar yer alır:
- Aşkgi: Adalet ve sosyal düzen tanrısı.
- Lisin: Şiirsel ilham ve müzikal yeteneklerin koruyucusu.
- Panigingarra: Rolü belirsiz, ancak vahşi doğayla bağlantılı olduğu düşünülen bir tanrı.
Ancak bu aile yapısı tutarsızlıklar içerir. Örneğin, Enki ve Ninhursag mitinde Ninhursag’ın geleneksel eşi Enki (su ve bilgelik tanrısı) olarak gösterilir. Marcos Such-Gutiérrez, bu çelişkiyi bölgesel farklılıklara bağlar: Adab’da Šulpae, Nippur’da ise Enki öne çıkar.
Kült Merkezleri: Tapınaklar ve Adak Ritüelleri
Šulpae’nin ana kült merkezi, Kesh şehriydi. Buradaki Kesh Tapınağı, tanrıyı onurlandırmak için düzenlenen törenlerle ünlüydü. Tapınak ilahisinde Šulpae, “savaşçı”, “meyve bahçelerinin efendisi” ve “vahşi hayvanların koruyucusu” gibi sıfatlarla anılır. Ancak tapınağın tam konumu hâlâ bilinmemektedir.
Diğer önemli merkezler:
- Nippur: Ninhursag’ın tapınağı Ešumeša’da Šulpae’ye adaklar sunulurdu.
- Girsu: Ur III döneminde (MÖ 2112-2004) Ninazu ile aynı tapınağı paylaştığı düşünülür.
- Adab: Erken Hanedan döneminden itibaren Ur-Šulpae gibi teoforik isimlerle varlığı kanıtlanır.
Šulpae’ye sunulan adaklar arasında balık, meyve ve değerli metaller yer alırdı. Fara’daki Erken Hanedan metinlerinde, balık sunularının özellikle önemli olduğu belirtilir.

Metinlerde Šulpae: İlahiler, Destanlar ve Listeler
Šulpae’den bahseden en eski metinler, Erken Hanedan dönemine (MÖ 2900-2350) ait Kesh Tapınağı İlahisi’dir. Bu ilahide, tanrının astral ve tarımsal rolleri vurgulanır:
“Šulpae, gökyüzünün parlak yıldızı, tarlaların bereketini artıran, vahşi ormanların efendisi…”
Erra Destanı’nda ise, yıkım tanrısı Erra’nın Šulpae’nin “parlaklığını söndürme” arzusu, tanrının kozmik düzenle olan bağını sembolize eder.
Gılgamış’ın Ölümü şiirinde, Šulpae Ereşkigal (yeraltı kraliçesi) ve Ningişzida (yeraltı tanrısı) ile birlikte anılır. Ancak Dina Katz, bu listelemenin Šulpae’yi bir “ölüm tanrısı” yapmadığını, metnin bağlamının farklı olduğunu savunur.
Tarihsel Süreçte Šulpae Kültünün Değişimi
- Ur III Dönemi (MÖ 2112-2004): Šulpae, Girsu ve Nippur’da aktif tapınım görür.
- Eski Babil Dönemi (MÖ 1900-1600): Kültü gerilemeye başlar; Larsa ve Ur’da sınırlı adak kayıtları bulunur.
- Kassite Dönemi (MÖ 16-12. yüzyıl): Nazi-Maruttash’ın kudurru (sınır taşı) yazıtlarında anılır.
- Seleukos Dönemi (MÖ 312-63): Uruk’ta astrolojik ilgi nedeniyle yeniden canlanır.
Kanonik Tapınak Listesi’nde Šulpae’ye adanmış on tapınak listelenir, ancak bunların yerleri belirsizdir. “Eḫursagga” (Dağların Tapınağı) ve “Etillara” (Bozkırı Vuran Ev) gibi isimler, tanrının doğayla olan bağını pekiştirir.
Šulpae’nin Mirası: Astrolojiden Modern Araştırmalara
Šulpae’nin Jüpiter ile olan bağı, Mezopotamya’nın astrolojik mirasını şekillendirmiştir. Geç dönemlerde, Yeni Babil ve Seleukos astronomları, Jüpiter’in hareketlerini hesaplarken Šulpae’nin mitolojik rolünden esinlenmiştir.
Modern asurolojide, Šulpae üzerine çalışmalar Julia Krul ve Andrew R. George gibi akademisyenlerle devam etmektedir. Krul, Seleukos Uruk’unda Šulpae kültünün canlanmasını, astral tanrılara artan ilgiye bağlar.
Sonuç: Kozmik Denge ve İnsanın Kırılganlığı
Šulpae, Mezopotamya’nın dini düşüncesinde bir paradoksu temsil eder: Hem gökyüzünün düzenleyicisi, hem hastalıkların kaynağı, hem de bereketin koruyucusu. Bu çok katmanlı kimlik, antik insanın doğa karşısındaki hem hayranlığını hem de korkusunu yansıtır.
Günümüzde, adı nadiren anılsa da Šulpae, Jüpiter’in parıltısında yaşamaya devam ediyor. Belki de kadim Mezopotamyalıların dediği gibi:
“Šulpae, göğün sütunlarını tutar, yıldızları yörüngelerinde döndürür…