Kültür ve Sanat

Şamanizm Dini

Şamanizm, milattan önceki devirlerden bu yana Türklerin ve çevrelerinde ki toplulukların, İç Asya ve Orta Asya’da yaşadıkları bölgelerde uyguladıkları, şaman ya da kam adı verilen din adamları aracılığıyla gerçekleştirilen bir inanç ve uygulamalar bütünüdür.

Bazılarına göre bir dini ifade eden bu terimin karşılık geldiği inanç sistemi, aslında İslamiyet, Hıristiyanlık, Budizm gibi tam anlamıyla teşekkül etmiş bir din değil tanrılar, ruhlar ve insanlar arasında ilişki sağlayan bir sistem ve tekniktir. Başka bir görüşe göre ise bir din olmakla birlikte bu, onu tümüyle kavrayabilecek yeterli bilgiye sahip olmadığımızdan açıkça ortaya konulamamaktadır.

image 12
Şamanizm Dini 7

Şamanizm sözcüğü Tunguzcadaki şaman isminden gelmektedir. Bu sözcük Rus bilim adamları aracılığıyla bilim terminolojisine girmiştir. Türk topluluklarında şaman teriminden çok “kam” sözcüğü kullanılmıştır; bu yüzden söz konusu inançlar bütününe “kamcılık” demek de mümkündür ya da Orta Asya’nın bazı bölgelerinde kullanıldığı gibi “tanrıcılık” veya “tengircilik” de denilebilir.

Aşağıda da şaman denilen din adamı ile ilgili olarak tartışılacağı gibi eski Türkler ve günümüz Sibirya halkları (Tunguzlar dahil) dinlerinin adı olarak “Şamanizm” terimini kullanmamışlardır. Hatta Potapov’un ifade ettiği gibi günümüz Altay toplulukları dinleri için bir isim öngörmüyor sade- ce “din” (yang / gök veya ışık) ifadesini kullanıyor, Buryatlar ve Moğollar da benzeri şekilde “kara din” ibaresini kullanıyorlardı. “Şaman” kelimesinin te- laffuz edildiği belirtilen Tunguzlarda da bu kelime sadece “din adamı” anlamına geliyordu.

Bu nedenle “Şamanizm” teriminin bir din adı olarak ifade edil- mesinin şimdilik bilim adamlarının bir öngörüsü olduğunu düşünmek belki de daha doğru olacaktır.

image 13
Şamanizm Dini 8

Her ne kadar aşağıda ifade edileceği üzere Biruni’nin eserinde aktardığı “şamaniyyûn” ve “şemnân” gibi kelimeler varsa da bunla- rın din adı olarak kullanılıp kullanılmadığı veya bu amaçla belirtilmişse bile, söz konusu sözcüklerin Biruni’nin isim vermek ihtiyacından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususu net değildir.

Şamanizm, erken devir Türkleri ve onların komşuları arasında çok daha eski çağlardan itibaren totemist inançlar, ata kültleri, hayvan kültleri, doğa kültleriyle birlikte görülmektedir. Bazı araş- tırmacılar buradan hareketle Şamanizmin Türklere sonradan geldiği fikri üzerinde durmakta, dolayısıyla Şamanizmin IV-V. yüzyıllardan önce Orta Asya’da bilinmediğini iddia etmektedirler.

Araştırmacı Gumilev konuyla ilgili olarak: “Gerek ‘kam’ terimi ve gerekse ‘kamlık’ sözü ilk defa VII. yüzyıl- da tespit edildiğinden, Cungarya ve Altay Türkleri arasında da kamlık sisteminin VII- yüzyıllar arasında ortaya çıkmış olma- sı ihtimali fazladır,” görüşünü dile getirir.

Bununla birlikte Sibirya’daki kaya resimlerinde çok daha eski tarihli ve şaman olduğu düşünülen ya da böyle yorumlanabilecek insan tasvirlerine rastlanması, bu konu üzerinde daha çok araştırma yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Sanat Tarihi’ne ilişkin söz konusu tasvirler bize, Şamanizm denilen uygulamalar bütününün köklerinin belki de tunç devrine hatta daha erken tarihlere kadar uzandığını gösteriyor.

Ebû Reyhân el-Bîrûnî (973-1061), el-Asârü’l-Bâkiye an el-Kurûnü’l-Hâ- liye adlı eserinde Şamanizmin, Buddha ortaya çıkmadan önce var olduğunu söyleyerek bu inanç sisteminin çok daha eski olduğunu belirtiyor:

Şeriatlar meydana gelmeden ve Buddha (Budâsif) ortaya çıkmadan önce yeryüzü- nün doğusunda yaşayan insanlar şamaniyyûn idiler. Bunlar putperesttiler. Bunların kalıntıları bugün Hindistan, Çin, Tuguzguz ülkesinde bulunmaktadır. Horasan halkı bunlara şemnân der…

Bunlar zamanın ebediyetine, ruhların tenasühüne, feleğin sonsuz bir boşlukta düşmekte olduğuna inanırlar.Türklerde en erken devirlerden beri inanç sisteminin Gök-Yer/Su-Atalar şeklinde formüle edildiği anlaşılmaktadır.

Bu sistem, yukarıda adlarını andığımız çeşitli inançlarla bir arada yer almaktadır. Söz konusu inanışlar arasında evren, dünya, öteki dünyayla ilgili inançlar ve düşünceler de yer almaktadır. Böylece ortaya çıkan bu büyük ve karmaşık bütün ya doğrudan doğruya mitoloji kapsamına girmekte ya da çeşitli mitolojik öğeleri içermektedir.

Şamanizmde Tanrılar ve Ruhlar

Tanrı Kavramı

Türk mitolojisinde pek çok tanrı ve ruh vardır; ancak bunlarla ilgili çok ay- rıntılı bilgiye sahip değiliz. Bu konudaki bilgiler farklı Türk kavimlerine göre değişmekte, bunlar arasında anlaşılmaz ya da çelişik ifadeler bulunmakta- dır. Örneğin ileride değineceğimiz gibi bazı araştırmacılar İslamiyetten önce Türklerde tek Tanrı inancının bulunduğunu savunmakta, ama bunu kanıtlayacak deliller birçok kişiye göre zayıf kalmaktadır.

Bu konu temelde dinlerin çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa doğru geliştiği tezine karşı ortaya atılan, tek- tanrıcılığın insanlıkla yaşıt olduğunu ve sonraları toplumların inançlarının yozlaşarak çoktanrıcılığın ortaya çıktığını ifade eden başka bir tezle ilgilidir.

image 14
Şamanizm Dini 9

Bu tez eski Türklerde tektanrıcılığın izlerinin bulunduğuna işaret etse de, ikinci derecede tanrılar ya da ruhların da var olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bugün kullandığımız tanrı sözcüğü, İslamiyetteki Allah kavramıyla birle- şip yeni bir anlam kazanmıştır. Aslında tanrı sözcüğü, eski Türkçedeki tengri sözcüğünden gelmekte ve bu sözcük çeşitli Türk topluluklarında birbirinden küçük farklarla kullanılmaktadır.

Türklerde tanrı tasavvuru Gök-Yer/Su-Atalar formülüyle ifade ettiğimiz çeşitli kültlerle birlikte karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle erken devirde tek bir Türk dini ile karşı karşıya olmadığımızı söyleyebiliriz. Türklerin din anlayışları, kavimlerin gösterdiği toplumsal yapı değişiklikleri nedeniyle, zama- na ve yere bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Buna ek olarak, devletin din anlayışıyla halkın din anlayışı arasında zaman zaman uçurumlar ortaya çıkmıştır.

Nitekim halk arasında, yukarıda belirttiğimiz birtakım eski inanç- larla birleşen şamanist uygulamalar egemenken, örneğin Göktürk devrinde Orhun yazıtlarından da anlaşıldığı gibi devlet erkânı arasında bir Gök Tanrı inancı mevcuttu.

Yalnız bazı araştırmacıların savunduğu gibi, Gök’ün en önemli tanrı olarak kabul edilmesi, bir çeşit tek tanrılı din ile karşı karşıya olduğumuz anlamına gelmez. Kaldı ki inançlarda Gök Tanrı’nın yanı sıra Yer Tanrı’dan ve tanrısal nitelikler taşıyan ruhlardan da söz edilmektedir.

image 15
Şamanizm Dini 10

Bununla birlikte İslamiyetin Orta Asya’da yayılışından sonra, bu dinin et- kisiyle Müslümanlarla ilişkiye geçen Türk topluluklarında tek Tanrı kavra- mının Gök Tanrı kültü sayesinde daha kolay yerleştiğini de kabul etmeliyiz.

Nitekim X. yüzyılın ilk çeyreğinde Oğuzlar arasından geçen Arap gezgin İbn Fadlan, Oğuzların zorda kaldıklarında (Müslümanlara yakınlık duydukları için) başlarını göğe kaldırarak “Bir Tanrı” dediklerini bildirmektedir:

İçlerinden biri zulme uğrar ya da sevmediği bir şey görürse başını semaya kaldırıp Bir Tanrı der. Bu Türkçe ‘Bir Allah’ demektir. Zira Türkçede bir, vahit ve Tengri ise Allah demektir.

Türklerde din mefhumunun, Gök-Yer/Su-Atalar formülüne uygun olarak şe- killenmiş olduğunu daha önce belirtmiştik; bu, Türklerin İslamiyetle ilk kar- şılaştıkları zamanlarda da böyleydi. Nitekim İbn Fadlan seyahatnamesinde Oğuzlarda atalar kültüne işaret eden şu ifadelere de yer vermektedir:

Hiçbir şeye ibadet etmezler. Aksine büyüklerine Rab (Allah) derler.

İslamiyetin yayılmaya başladığı devirlerde Türklerin tanrı anlayışının ne du- rumda olduğunu konuyu biraz basite indirgese de Kaşgarlı Mahmud’un şu sözlerinde izleyebiliyoruz:

Yere batası kâfirler göğe … Tengri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye … Tengri derler. Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler (secde ederler). Yine bunlar bilgin kimseye … Tengrigen derler. Bunların sapıklıklarından Tanrı’ya sığınırız.

N.F. Katanov, yüzlerce yıl sonra Kaşgarlı Mahmud’un söylediklerinin bir Türk topluluğunda yaşadığını anlatıyor. Araştırmacı, 1890 yılında, Karagaslara yaptığı ziyaretde tespit ettiklerini kayda geçirirken, bu kadar geç tarihte bile söz konusu Türk topluluğunun “dağ” ve “su” tanrısına inandığını ve ateşi kutsal saydığını belirtiyor:

.. Birisi ava çıktığında Dağ Tanrısı için kurban keser ve gömleğini yere dikilen sırığa bağlar. Bunu yapana Dağ Tanrısı hayvan verir ve o kişi mutlu olur. Eğer sırığı yere dikmezse hayvan avlayamaz. Dumanıyla cinleri korkutup kaçırdığı için sırığın ya- nında kutsal ateş yakılmalıdır… Bir kimse eğer balık tutuyorsa, gömleğini nehrin kıyısındaki sırığa bağlar ve onun yanında da kutsal ateş yakar. Böylece Su Tanrısı ona çok balık verir.

Görüldüğü gibi eski Türk halkları üniversalist bir anlayışla, doğa ve evrene ilişkin çeşitli ve kendisine büyük, gizemli ve önemli gelen unsurları tanrılaştırmıştır.

Derlenen mitler ve eski metinlerden anlaşıldığına göre, çeşitli Türk toplu- lukları, bazı tabiat unsurlarını tanrı olarak nitelerken bazılarını da yine tanrı anlamında olmakla beraber, derece olarak daha aşağıda olan ruhlar olarak ifade ederler.

Örneğin Anohin’in tespitine göre Altay Türkleri ruhları (tanrıları) evvel- den beri var olanlar, ilk baştaki ruhlar (=tösler/tözler ki bu terim öz, kök, temel, başlangıç anlamına gelir) ve yaratılmış bir şey veya şey olarak tanımlanan ikinci derecede ruhlar (=yayan neme ve neme) olarak belirtilir. Ruhlar temiz ve pis (kötü) olarak ifade edilir. Yani bunlar aruu (arı, temiz) tös veya kara tös ve ikinci derece ruhlar için de aruu neme ve kara neme olarak ifade edilirler. Bir de kullanılan bir başka tabaka oluşturan ata ruhları vardır. Bunlara Körmös de denilir.

Bunlardan anne tarafından olan ata ruhları dayı ata demek olan Ozogı taydalar, baba tarafından atalar ise esas öz atalar demek olan Kan adalar şeklinde söz edilir. Bazen kötü ruhlar da genel olarak körmös terimiyle anlatılmıştır.

Öte yandan tanrılar ve ruhların isimleri ve önemleri çeşitli Türk halkların- da bazı değişiklikler arz ederken, tanrılaştırılmış tabiat unsurları ile ilgili anlatılan mitler de farklı farklı olabilmektedir. Bununla birlikte, insanların yaşan- tısına karışan, bereket veren veya korku ve hastalık salan, insan hayatı ile ilgili çeşitli müdahalelerde bulunan bu tanrı veya ruhlar, gökte ve yerde bulunan göğün ve yerin çeşitli unsurları olmaları açısından bütün Türk kavimlerinde ortaktır. Bu yüzden ulu bir dağ, ulu bir ağaç ve erişilmez gök vb. her Türk top- luluğunda tanrı sayılabilmiştir.

Bazı dağlar ve başka tabiat unsurlarının tanrı sayılmadığı zamanlar da olur ama o zaman bunlar tanrının meskeni veya bir şekilde tanrı ya da ruhlarla ilişkili olduğu düşünülen yerler olarak kabul edilirler.

image 16
Şamanizm Dini 11

Tanrıların ve ruhların büyüklüğüne küçüklüğüne göre yaptıkları çeşitli işler vardır. Kimi her şeyi yaratmıştır, kimisi atmosferle ilgilidir. Kimisi bereket sağlar, bazıları özel olarak kadınların ve çocukların koruyucusudur.

Bazıları insanlara ruh verir. Kimisi ölüme sebep verir, ölümün efendisidir, vs. Hemen hemen bütün tanrılar kurban ister, bunlar kanlı veya kansız kurbanlar (hediye, saçı) şeklindedir. Tanrılar veya ruhlar için çeşit çeşit merasimler yapılır. Bu ayin ve törenlerin önemli bir kısmında din adamları baş rolü oynar.

Türk toplulukları uzun tarihleri boyunca İslâmiyet dahil olmak üzere çeşitli dinlere girmişlerdir.

Günümüzde Türklerin büyük çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte eski ata dinlerinde kalanlar ve başka dinlere inananlar hâlâ bulunmaktadır. Dolayısıyla geçmiş asırlarda Tabgaç, Karluk ve Uygur gibi bü- yük Türk kitleleri kendi ata dinleri yanında Budizm, Manihaizm, Zerdüştlük gibi dinlerin tanrılarına da inanmışlar ve mitlerinde bunların da özelliklerini yansıtmışlardır.

Kaynak: A.V. Anohin, Altay Şamanlığına Ait Materyaller

(çev. Zekeriya Karadavut-Jannet Meyer- manova), Kömen Yayınları, Konya 2006, s. 3.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu