Kültür ve SanatBlog

Tengri: Türk Altay ve Moğollarda Tanrı Kavramı

Tengri veya Gök Tanrı

Tengri, Eski Türkçede “Tanrı” veya “Gökyüzü” anlamlarına gelen bir terimdir. Eski Türklerin ve Moğolların inancı olan Tengricilik’te, Tengri ya da Kök Tengri, yani “Gök Tanrı”, evrenin yaratıcısı ve en yüce ruhudur. Tengri aynı zamanda Orhun Yazıtlarında ilk çözümlenen sözcüklerden biridir.

Eski Türkçe kaynaklarda da “Tenğri” olarak geçen bu terim, “Gök tanrısı” anlamına gelir. Moğolca’da ise “Tenger” veya “Tenger Etseg” şeklinde geçer. “Tenger” Tanrı veya gökyüzüyü ifade ederken, “Tenger Etseg” ise Gök Tanrısı’nın özel bir ismidir. Bu terimler, Türk ve Moğol kültürlerinde ortak bir inanç sistemini yansıtırken, doğanın ve evrenin yaratıcısı olarak Tanrı’nın yüceliğini vurgularlar.

Tengri, Tengricilik inancına göre kişiselleştirilmeyen Gök Tanrısı veya Gök’ün tanrısal yüce tini olarak kabul edilir. Tengricilik, doğadaki tüm nesnelerin birer tine veya ruha sahip olduğu animistik bir inanca dayanır. Ancak Tengri, bu tinelerin en yücesi ve en büyüğüdür.

Türk Mitolojisi Tengricilik
Türk Mitolojisi Tengricilik

İklim doğrudan Tengri’nin isteğine göre değişir; bu nedenle Tengri, doğanın dengesini ve korunmasını sağlayan bir rol oynar. Tengri’nin etkisi altında, iklimlerin doğal süreçleri ve devinimleri gerçekleşir. Diğer tanrısal varlıklar, Tengrici toplumların mitolojilerinde ve kamlarının dualarında insanlara benzer kişiselleştirilmiş bir şekilde anlatılır.

Ancak Tengri kişiselleştirilmez; sadece zamansız ve sonsuz mavi Gök olarak adlandırılır. “Kök” kelimesi mavi rengi ifade ederken, “Tengri” ise Gökyüzü anlamına gelir. Bu nedenle, mavi renginden dolayı Gökyüzü’ne de Kök veya Gök denilmiştir. Tengri’nin kişiselleştirilmeyen doğası, onun evrenin yaratıcısı ve koruyucusu olarak yüceliğini vurgular, aynı zamanda doğanın dengesini sağlamak için kozmik bir güç olarak işlev görür.

Tengri, Tengricilik inancına göre kişiselleştirilmeyen Gök Tanrısı veya Gök’ün tanrısal yüce tini olarak kabul edilir. Bu inanca göre, doğadaki tüm nesneler birer tine sahiptir ve Tengri, bu tinlerin en yücesi ve en büyüğüdür. İklim, Tengri’nin isteğine göre doğrudan değişir ve Tengri, acunda (dünyada) dengenin yaratıcısı ve koruyucusu olarak kabul edilir.

Diğer tanrısal varlıklar, Tengrici toplumların mitolojilerinde ve dualarında insanlara benzer kişiselleştirilmiş bir şekilde tasvir edilirken, Tengri kişiselleştirilmez; sadece zamansız ve sonsuz mavi Gök olarak anılır. Tengri’ye “Kök” (mavi) veya “Gök” denilmesi de mavi renginden dolayı Gökyüzü’nü ifade etmesinden kaynaklanır.

Tengri’nin önemi, tarihte Moğolistan’ın birleştiricisi Cengiz Han döneminde de belirgindir. Cengiz Han, gücünü Tengri’den bir vekilliğe dayandırdığına inanırdı ve bütün fermanlarını “Sonsuz Gök’ün dileğiyle…” sözleriyle başlatırdı. Gök Baba’ya, zamansız ve sonsuz gök olarak tapılır; ancak her ne kadar iki oğlu olduğu söylense de (Ülgen ve Erlik), Tengri genellikle bir kişi olarak görülmezdi.

Cengiz Han’ın Tengri’ye olan inancı, onun hükümdarlığı boyunca Moğolistan’ın birleşmesinde ve genişlemesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu durum, Tengri’nin sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir toplumun ve bir imparatorluğun temel değerlerinden biri olduğunu gösterir.

image 187 10
Tengri: Türk Altay ve Moğollarda Tanrı Kavramı 9

Tengri’nin kutsal bir şekilde görülmesi, doğadaki çeşitli nesnelerle de ilişkilendirilebilir. Örneğin, Tengri Dağ veya Tengri Göl gibi isimlerde Tengri’nin adıyla karşılaşmak mümkündür. Çünkü Tengri, sadece Gök Tanrısı olarak değil, aynı zamanda doğadaki tinlerin adı olarak da kullanılırdı. Doğaya bağlı olan bu tinler, genellikle Gök’e bağlı olarak düşünülürler.

Rafael Bezertinov’un “Tengrianizm: Türklerin ve Moğolların Dini” adlı kitabında belirtildiği gibi, Türklerde 17 ve Moğollarda 99 Gök Ruhu, 77 Yer Su Ruhlarına denk gelmektedir. Ancak bu tinlerin Tengri ile karıştırılmaması gerekir çünkü Tengricilik inancında tek bir yaratıcı vardır ve onun yardımcısı, eşi veya kocası yoktur. Tengri tekdir ve evrenin tek hakimidir. Bu bağlamda, Tengri’nin hem doğadaki tinlerin adı olarak hem de evrenin yaratıcısı olarak kabul edilmesi, Tengricilik inancının derinliklerindeki zenginliği ve karmaşıklığı yansıtır.

Eski Türkler’de Tanrı İnancı

Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında yaşayan atalarımızın inancı, Gök Tanrı = Kök Tengri inancıdır. Eski Türkçe’de Tanrı sözcüğü Tengri biçiminde söylenirdi (ayrıca Tengri sözcüğü, gök anlamına da gelirdi). Eskiden Kök olarak söylenen gök sözcüğünün ise Eski Türkçe’de üç anlamı vardı: Biri bugünkü kullandığımız anlamı ile gök, gökyüzü; biri, yine bugünkü kullandığımız anlamı ile mâvi renk; biri de, bugün kullanmadığımız anlamı ile ulu, yüce, kutsal.

İşte Kök Tengri/Gök Tanrı deyiminde geçen kök/gök sözünün taşıdığı anlam ulu, yüce, kutsal’dır. Buna bağlı olarak da, Kök Tengri/Gök Tanrı deyimi Ulu Tanrı, Yüce Tanrı anlamlarına gelir. Söz konusu olan tek bir yaratıcı Tanrı ve bu tek Tanrı’ya yapılan saygı dolu bir sesleniştir.

Zaten Eski Türklerin kendi öz inançları, tek tanrıcılığa dayanır. Tarihin hiçbir döneminde Türklerin öz dininde birden çok Tanrı olmamıştır. Bugüne değin yapılan arkeolojik araştırmalar da bunu desteklemektedir. Eski Türklerden kalan arkeolojik buluntularda tanrı yontularına ve putlara rastlanmamıştır.

Tabii ki, inanç değiştirip de başka inançlara geçen ve Eski Türklerin budunsal (millî) inancı olan Gök Tanrı inancından ayrılanlardan kalan put ve tanrı yontuları konu dışıdır. Çünkü bu ürünler, Gök Tanrı inancının kapsamı dışında oluşturulmuş nesnelerdir. Putçulukta putların, temsil ettikleri varlıkların mânevi gücü ile dolu olduklarına inanılır; ama, Eski Türklerde mânevi gücün biricik kaynağı Tanrı’dır. Eski Türkler, tüm evreni içeren tek ve ulu yaratıcı Gök Tanrı’nın yontusunu hiçbir zaman yapmamışlardır.

Suğorun Han
Suğorun Han

Konuya dilbilim açısından bakarsak da aynı sonuca ulaşırız. Eski Türklerden kalmış yazılı eserlerde, Tengri/Tanrı kelimesinin çoğul ekinin getirilmeden hep tekil biçimde kullanıldığı görülür. Çünkü, Eski Türk düşüncesinde Tanrı tektir ve birden çok Tanrı olduğu düşünülemez; buna bağlı olarak da Tanrı’lar/Tengri’ler kelimeleri Türk kültüründe yer almamıştır.

İbn-i Fadlan’ın 10. yüzyılda Oğuz Türklerini ziyareti, Tengricilik inancının tarihî ve yaşanmış bir kanıtı olarak değerlendirilebilir. İbn-i Fadlan, halifenin elçisi olarak görevlendirildiği bu ziyaret sırasında, Müslüman olmayan Türk toplumlarının yaşam tarzını ve inançlarını gözlemleme fırsatı bulmuştur.

İbn-i Fadlan’ın anlattıklarına göre, Türkler haksızlığa uğradıklarında veya zorluklarla karşılaştıklarında, başlarını yukarı kaldırıp “Bir Tengri” dediklerini belirtir. Bu, Türklerin Tengri’ye yönelik derin inancını ve ona olan bağlılığını gösteren önemli bir kanıttır. Günümüzde de benzer bir gelenek devam etmektedir; Türkler haksızlığa uğradıklarında “Yukarıda Allah Var” diyerek benzer bir ifade kullanırlar. Bu da, Tengri’nin yerine Allah’ın geçtiği ancak inancın derinliğinin ve bağlılığın devam ettiği bir süreci yansıtır.

Ayrıca, 10. yüzyılda Ebu Dülef’in kaydettiği gibi, Oğuzlarda put bulunmadığı ve 13. yüzyıl Uygur Türkleri’nin Tanrı’nın insan veya başka bir varlık şeklinde tasvir edilemeyeceğini söyledikleri belirtilir. Bu da Tengricilik inancında putçuluğun ve putların bulunmamasının önemli bir özelliğidir.

Eski ve milli Türk inancında putçuluğun yer almadığı ve putları korumaya yönelik tapınakların yapılmadığı bilinir. Bu, Tengricilik inancının doğrudan bir ifadesi olarak görülür ve Tengri’nin kişiselleştirilmediği ve putlaştırılmadığı anlamına gelir. Bu tarihi kayıtlar, Tengricilik inancının köklerinin derinliğini ve Türk toplumlarının inançlarını şekillendiren temel unsurları göstermektedir.

Türklerin Ulusal Tanrısı

561ab75eb3ec74e65d35d95bfff3b89e
Tengri: Türk Altay ve Moğollarda Tanrı Kavramı 10

Türklerin milli tanrısı olarak kabul edilen Tengri, ulusal bir tanrının tüm özelliklerini bünyesinde barındırır. Türkler, kendilerini dünyanın merkezinde, Gök’ün altında bulunan bir millet olarak görürler. Eski Türk yazıtları, Tengri’nin Türklerin Tanrısı (Türük Tengrisi) olduğunu diğer halkların tanrısı olmadığını açıkça belirtir. Tengri bazen kağan unvanını taşır ve özellikle kendi halkını korur. Diğer tanrısal varlıklarla birlikte, Türk halkının birliğini korumayı ve tekrar bir araya gelmesini emreder.

Kaşgarlı Mahmut’un Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eserinde, Tengri üç farklı anlamda kullanılır.

Bunlar:

  • Tanrı: Tengri, Türk inancında evrenin yaratıcısı ve yöneticisi olarak kabul edilir. O, her şeyin kaynağı ve en yüce varlıktır.
  • Gök: Tengri aynı zamanda gökyüzünü ifade eder. Gökyüzü, Türk kültüründe önemli bir yer tutar ve Tengri’nin evreni yönettiği yer olarak kabul edilir.
  • Göze ulu görünen her şey: Tengri’nin yüceliği ve büyüklüğü, Türkler tarafından her şeyin üzerinde olduğu düşünülen bir kavram olarak kabul edilir. Tengri, her şeyin en yücesi ve en büyüğü olarak görülür ve bu anlamda göze ulu görünen her şeyi ifade eder.

Türklerin milli tanrısı olarak Tengri’ye duydukları saygı ve inanç, Türk kültürünün temel taşlarından birini oluşturur. Tengri, Türklerin birliğini koruyan ve onlara güç veren evrensel bir sembol olarak kabul edilir.

Tengri’ye İbadet

Hiçbir kam, ritüele Gök Baba’ya, Toprak Ana’ya ve atalara atfetmeden başlamaz. Tengri’nin varlığı, günlük faaliyetlerde evrenin dengesiyle kişisel yaşamın ilintili oluşu açışında hep anılır. Yeni bir şişe içki açıldığında, üsten bir kısım alınıp bir kaba konulur, sonra da dışarıya çıkarılarak Gök Baba’ya, Toprak Ana’ya ve atalara sunulur.

Tsatsah olarak bilinen bu ritüel, Moğolistan ve Sibirya dininde hâlâ önemli bir yer işgal eder. Ev hanımları ayrıca aynı şekilde süt ve çay sunarlar, ger ‘in etrafında yürürler ve sıvıyı üç kez dört yöne serperler.

Tengri’nin kaderi tayin etmedeki rolü, günlük konuşmalarda Moğolca’da “Tengeriin boşig” yani “Gök’ün takdiri” gibi ifadelerle sık sık vurgulanır. Kadınların mutfak ve mutfak eşyalarını temiz tutmaları, çünkü onların kirletilmesi Tengri’ye hakaret olarak kabul edilir. Bayramlarda ve dağ ruhlarına kurban verildiğinde, Tengri’ye adaklar sunulur ve dualar edilir.

Ayrıca, kişiye özel bir ritüel olarak acil durumlarda Tengri’ye yapılan özel bir kurban uygulaması bulunmaktadır. Yağmur yapma ritüelleri, doğrudan Tengri’ye hitap eder ve Tengri ile dağ ruhlarına adanmış obalarda gerçekleştirilir.

Ötüğ veya Dua
Ötüğ veya Dua

Herkesin Tengri’ye yardım için başvurma hakkı vardır, ancak bir felaket veya güçlü bir ruhun müdahalesiyle denge bozulmuşsa, bir şaman, hastasının Tengri ile olan bağlantısını veya evrendeki dengeyi yeniden tesis etmek için ruhların gücünü kullanır.

Bu, Tengri’nin sadece bir yaratıcı olarak değil, aynı zamanda insanların günlük yaşamlarında ve ritüellerinde merkezi bir figür olarak kabul edildiğini gösterir. Tengri’ye yapılan adaklar ve dualar, insanların doğaya ve evrene olan bağlılıklarını ve onlardan gelen gücü arama arzularını yansıtır. Bu şekilde, Tengri inancı, Moğol ve Türk toplumlarının geleneksel kültürlerinde derin bir şekilde kök salmıştır.

Bazı Türk Dillerinde Tengri

Tengri’nin Türk kültüründeki önemi ve yaygınlığı, Türk dillerinde kullanılan benzer kelimelerle de açıkça görülmektedir. İşte bazı Türk dillerinde Tengri’nin karşılığı:

  • Yakut dilinde: Tangara
  • Kuman dilinde: Tengre
  • Karaim dilinde: Tangrı
  • Çuvaş Türkçesinde: Tura
  • Hakas dilinde: Tigir
  • Tuva dilinde: Deyri
  • Kırgız-Kazak Türkçesinde: Tengri
  • Tatar dilinde: Tengre
  • Karaçay-Malkar Türkçesinde: Teyri
  • Azerbaycan Türkçesinde: Tarı veya Tanrı
  • Türkiye Türkçesinde: Tanrı

Bu benzer kelimelerin Türk halkları arasında ortak kullanımı, Tengri’nin Türk kültüründe ne kadar köklü ve yaygın bir inanç olduğunu gösterir. Her bir dilde Tengri’nin adının farklı şekillerde ifade edilmesi, ancak anlamının aynı kalması, Türklerin ortak kültürel mirasını ve inançlarını yansıtır. Tengri’nin bu geniş kabulü, Türk topluluklarının tarih boyunca benzer bir inanca sahip olduğunu ve bu inancın birleştirici gücünü vurgular.

Tengri’nin Allah’ın Adı Olarak Kullanımı

Türklerin Tengri’ye olan inancı ve onun önemi, farklı dönemlerde birçok farklı kaynakta belgelenmiştir. Ünlü Arap gezgini İbn Fadlan’ın aktardığına göre, İslam’a yeni girmiş olan Oğuz Türkleri, herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında gökyüzüne bakarak “Bir Tengri.” derlermiş. İslami dönemin yazarları da “Tengri” ismini Allah’ı anmak için kullandıkları gibi, her işe başlamadan önce “Ulu Tengri’nin adı”nın anılması gerektiğini vurgulamışlardır.

Türk tasavvuf tarihinde önemli bir yeri olan Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet adlı eserinde “hikmet” adlı şiirlerinin bir kısmında “Tengri” kelimesini kullanmıştır. Anadolu tasavvufunun büyük isimlerinden Yunus Emre ve Niyazi Mısri de şiirlerinde “Tengri” anlamındaki “Tanrı” kelimesini ve eşdeğerlerini kullanmışlardır. Bu, Tengri’nin sadece geleneksel inançlarla değil, aynı zamanda İslam’ın etkisi altındaki dönemlerde de Türk düşünce dünyasında önemli bir yer tuttuğunu gösterir.

Dede Korkut Kitabı’nda da, Türklerin İslamiyet’e yeni geçtikleri dönemden kalma olduğu düşünülen bir ifade vardır. Kitapta, Allah’ın adı sık sık “Allah Tengri” olarak verilir. Bu da Türklerin, İslamiyet’i benimsemelerine rağmen geleneksel inançlarını ve Tengri’ye olan bağlılıklarını koruduğunu gösterir. Tengri, Türkler için sadece bir inanç değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel bir sembol olarak da önemli bir yer tutar.

Tapmak veya Tapınmak
Tapmak veya Tapınmak

Tek-Tanrı Kuramı

Eski Türk inancının tek tanrıcı mı yoksa çok tanrıcı mı olduğu konusu, çeşitli fikir ayrılıklarına neden olmuştur. Bu konuda en önemli tartışma noktalarından biri, Tengri kelimesinin hangi bağlamda “Gök” ve hangi bağlamda “Tanrı” anlamında kullanıldığıdır. Her iki anlam da farklı kaynaklarda mantıklı bir şekilde savunulabilir. Bu sorunun cevabı, Eski Türk inancının temel yapı taşlarından birini anlamak açısından oldukça önemlidir.

Türklerde Şamanizm ve Totemizm gibi kavramların olmadığına dair görüşler de bulunmaktadır. Bazı Türk bilimcileri, Türk dini inancının tek tanrıcı olduğunu savunurken, bu yaklaşımın çok gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.

Ancak, Türk şamanizminin kendine özgü ve diğer toplumlardan farklı olduğu kesindir. Çok tanrılı gibi görünmesine rağmen, en üstte bulunan mutlak güce sahip olan Tanrı’ya nazaran diğer tanrılar ve kutlu varlıkların bir kısmı, İslam’daki meleklere benzer özelliklere sahip gibi görünmektedirler. Bu durum, Türk inancının karmaşıklığını ve çeşitliliğini yansıtırken, aynı zamanda farklı inanç sistemlerinin etkileşimi ve evrimini de gösterir.

Jean Paul Roux bu konuya da diğerlerinden daha çok açıklık getirmektedir:

Tektanrıcı bir din olan eski Türk dininin yanı sıra çoktanrıcı bir yüzü de vardır. Türklerin güçlü bir hükümdarın egemenliği altında büyük topluluklar oluşturup büyük imparatorluklar kurdukları dönemlerde tektanrıcılık ön plana çıkmış ve çoktanrıcılık daha çok ayak takımını oluşturan halk arasında, veya ancak kavimler tekrar dağılıp anarşi içinde kaldıklarında yüzeye çıkmıştır.

Göktanrısı Tengri yeryüzündeki oğlu olan hükümdar ile yakın bir bağı vardır. Hükümdar Tengrinin yeryüzündeki temsilcisidir. Tengri pantürkçü bir tanrı olsa da, aynı zamanda millî ve hükümdar özelliklerine sahiptir. Nasıl herkes yeryüzünde kağan’a kulluk ediyorsa, göğe, yâni tüm kozmosun tanrısına da kulluk etmesi gerekiyor. Ancak bunlara rağmen, hattâ Tüe’küe devletinin kalıntılarında bile Tengri’nin yanında başka tanrısal varlıklarla da karşılaşmaktayız. Bu varlıklar bazen Tanrının kendisi için kullanılan Tengri kelimesi ile ya da aziz kılınmış anlamına gelen İduk kelimesi ile tanımlanmaktadırlar.

Tengricilik

Tengricilik veya Göktanrı Dini, tüm Türk ve Moğol halklarının, günümüzdeki inanç sistemlerine katılmadan önceki eski inancıdır. Tengri’ye ibadet etmenin yanı sıra Animizm, Şamanizm ve Totemizm bu inancın ana hatlarını oluşturur. Tengri, bugünkü Türkçedeki “Tanrı” sözcüğünün eski söyleniş şeklidir.

Bu inanç sistemine göre, Gök’ün yüce ruhu Tengri’dir. Kişiler kendilerini gök baba Tengri, toprak ana Ötüken ve insanları koruyan atalarının ruhları arasında güvende hissederler ve onlara ve diğer doğa ruhlarına dua ederlerdi. Bazı büyük dağların, ağaçların ve göllerin güçlü ruhlar barındırdığına inanılır ve dualar bazen bu cisimlere yönlendirilirdi.

Ancak bu cisimler tanrı kabul edilmezdi, sadece onun yeryüzündeki varlığının bir göstergesi olarak görülürdü. Göğün ve yeraltının katmanlarının olduğuna ve her katmanda çeşitli ruhların bulunduğuna inanılırdı. İnsanlar doğaya, ruhlara ve diğer insanlara saygılı davranır, belirli kurallara uyarak dünyalarını dengede tutarlar ve kişisel güçlerinin dışarıya yansıdığına inanırlardı. Eğer bu denge, kötü ruhların saldırısı veya bir felaket nedeniyle bozulursa, bir şamanın yardımı veya Tengri’ye verilen bir adak ile yeniden düzene sokulması gerektiğine inanılırdı.

derviş
derviş

Bu inancın kalıntılarını bugün Moğollarda (Lamaizm ile birleşmiş şekilde) ve hala geleneksel yaşam tarzını sürdüren Türk halklarında, örneğin Altay-Türkleri ve Yakutlarda görmek mümkündür. Ancak Tengricilikten vazgeçmiş halklarda bile bu inancın birçok unsuru, İslam, Hristiyanlık, Budizm, Musevilik veya Taoizm gibi diğer dinlerle birlikte geleneksel kültür olarak hala varlığını sürdürmektedir.

Örneğin, ağaca çaput bağlama gibi gelenekler ve Türkiye Türkçesindeki “Utançtan yedi kat yerin dibine girdim” deyimi bu kültürel kalıntılara örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca, ölen birinin ardından yapılan mevlid törenleri (haftası, kırkı, elli ikisi ve yılı diye de bilinir), Şamanist dönemden Tengri dinine ve ondan da Türklere geçmiş bir gelenektir. Yalnızca Müslüman Türklerde mevlit okutulur. Genel olarak, dinleri ne olursa olsun, tüm Türk ve Moğol uluslarında Şamanist veya Tengri dönemi geleneklerine rastlamak mümkündür.

Türk mitolojisi ve kültürü hakkında Türkçe referans kaynaklar oldukça zengindir. İşte bazıları:

  1. “Türk Mitolojisi” – Prof. Dr. Yaşar Kalafat Bu kitap, Türk mitolojisinin temel kavramlarını ve mitolojik figürleri detaylı bir şekilde ele alır. Türk mitolojisine dair kapsamlı bir giriş sunar.
  2. “Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük” – Celal Beydili Ansiklopedik bir yapıya sahip olan bu kitap, Türk mitolojisindeki tanrılar, kahramanlar, mitler ve efsaneler hakkında geniş bilgi içerir.
  3. “Türk Söylence Sözlüğü” – Deniz Karakurt Türk mitolojisindeki söylenceleri ve halk hikayelerini derinlemesine ele alan bir sözlük çalışmasıdır. Türk halk kültürüne dair önemli bir kaynaktır.
  4. “Türk Mitolojisi ve İslam” – Prof. Dr. Ahmet Taşağıl Bu kitap, Türk mitolojisinin İslam ile ilişkisini ve dönüşümünü inceler. Türklerin İslam öncesi inançlarının ve mitolojisinin İslam ile etkileşimini detaylı bir şekilde ele alır.
  5. “Türk Mitolojisinde Tabiat ve Doğa” – Prof. Dr. Recep Şentürk Kitap, Türk mitolojisinde tabiat ve doğanın önemini ve mitolojik figürlerle olan ilişkisini inceler. Doğa kültü ve mitolojik inançlar arasındaki ilişkiyi derinlemesine analiz eder.

Bu kitaplar, Türk mitolojisi ve kültürü hakkında derinlemesine bilgi edinmek isteyenler için değerli kaynaklardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu