Sümer Mitolojisi

Dumuzi-abzu: Kinunir’in Kutsal Koruyucusu Üzerine Epik Bir İnceleme

Antik Mezopotamya’nın efsanevi dokusuna dalmak, her zaman tarihin derinliklerindeki bilinmezliklerle yüzleşmek gibidir. İşte bu karmaşık labirentte, Dumuzi-abzu—bazıları tarafından Dumuziabzu olarak da anılan—kinunir şehrinin tanrıçası olarak öne çıkar. Bu yazıda, onun kökenlerinden, karakterinden ve diğer tanrılarla olan ilişkilerinden bahsederken, tarihe dair geleneksel bakış açısını korurken modern, sorgulayıcı ve hatta biraz da esprili bir üslupla yolculuğa çıkıyoruz.


Dumuzi-abzu’nun Kökenleri: Tanrıça mı, Unvan mı?

Dumuzi-abzu, Sümerce yazıtların aydınlık köşelerinden adeta bir ışık gibi çıkar. Adının anlamı, “Abzu’nun iyi çocuğu” ifadesini barındırırken, ilk bakışta bir erkek tanrısı Dumuzi ile karıştırılmaması gereken, ayrı bir figür olduğunu hatırlatır. Modern araştırmalar, ismin kısaltılabilirliğine rağmen Dumuzi-abzu ile İnanna’nın efsanevi kocası Dumuzi arasında net bir ayrım yapılması gerektiğini savunuyor. Yani, burada “Dumuzi” kelimesi, iki farklı varlığın evrensel bir buluşması değil, kendi içinde bağımsız bir efsaneyi temsil ediyor.

Mezopotamya’nın dini inançları ve kültürü 4000 yıldan uzun bir süre boyunca bu coğrafyada devamlılık göstermiştir. Sahip olduğumuz arkeolojik ve edebi kaynakların büyük bir çoğunluğunu bu uzun zaman zarfından elde ederiz. Din ve mitoloji Mezopotamya’nın tarihi boyunca başarılı bir sentez oluşturmuşlardır. Mezopotamya mitolojisi üç ana döneme ayırılır: yazılı dönem öncesi; 2. Ur Hanedanlığı’ndan (3. bin yılın ortaları) eski Babil’in kuruluşuna kadar olan dönem (MÖ 19. yüzyıl) ve eski Babil döneminden 7. yüzyıl Asur-Babil Uygarlığı’nın sonuna kadar olan dönem.

Gallu Dumuzid veya Dumuzi-abzu Tammuz sümer mitolojisi
Gallu Dumuzid veya Dumuzi-abzu Tammuz sümer mitolojisi

Thorkild Jacobsen, eserlerinde Mezopotamya’da yaygın olan ve etkisi sürekli hissedilen dinsel kavramların varlığına değinir: Dış dünyadaki tanrısal güçlerin farkındalığına dair bilgilerdir bunlar. Tanrısal inanışlar bölgeden bölgeye ve Mezopotamya’nın tarihsel süreçlerine göre çeşitlilik gösterir. Gerçekte güneydoğu bataklıklarının (Sümer bölgesi) tanrıları, bu bölgede egemenlik süren Akkadlar, Amoritler ve Asurlular gibi Sami halklarının inançlarından alınmıştır.

Dumuzi-abzu bir Sümer bataklık tanrısıdır. Adının anlamı “ana rahmindeki yavrunun doğumunu çabuklaştıran”dır ve çoğunlukla bereketin simgesi olarak görülür. Kız kardeşi üzümün içindeki kudret Geştinanna ve karısı hurma depolarının koruyucusu, İnanna’dır.

İnanna: Sümer Tanrıçası
İnanna: Sümer Tanrıçası

Dumuzi, İnanna ve Duttura da olarak bilinen Geştinanna; Dumuzi’nin annesi ve İnanna’nın kız kardeşi, yer altı tanrıçası Ereşkigal birçok mitte ve mitolojik dramada da karşımıza çıkan karakterlerdir. Binlerce tanrıdan oluşan bir panteonun küçük bir parçasını oluşturmalarına rağmen, erken dönemin egemen inançlarını belirleyen bereketin ana sembolü olarak görülürler.

Dumuzi, (Sami karşılığı Tammuz) bir hurma ağacındaki bereketi simgeleyen bir mitin ve kültün merkezinde yer almaktadır. Dumuzi’nin İnanna’yla evliliğinin cinsel metaforları, karısının onun ölümüne yakarışı ve yaşadığı trajedi, kız kardeşi ve annesinin Dumuzi’yi ölüler ülkesinde arayışı mitin diğer bölümlerini oluşturur. Dumuzi miti, Mezopotamya dinsel inançlarını ve doğadaki güçlerin karşılığı olan tanrılar karşısındaki aciz insanoğlunun çaresizliğini vurgular.

Orta evrede, mitler bereket motifleri üzerinden devam eder ancak artık daha az belirleyicilikleri vardır. Bu dönemdeki mitler daha çok kökenleri, yöneticinin yetkisini vurgular ve tarihsel olarak Mezopotamya şehir devletlerindeki kolektif düzene koşut giderler. Bereketi sembolize eden cinselliğin yerini kozmik bir kavram, gücü ve şiddetiyle nehirleri yaratan fırtına alır.

Fırtınanın kaynağı, rüzgarların efendisi, Enlil’den başkası değildir. Rüzgarlara hükmetme gücüyle, insan topluluğunun iyiliği adına yapılacak işleri yönetir. Panteondaki en yetkili kişi, şüphesiz gök tanrısı Anu’dur (ya da An). Anu’nun karısı yeryüzü tanrıçası Ki’dir ve onların birlikteliğinden ağaçlar, kamışlar ve diğer bitki türleri ortaya çıkmıştır.

Anu: Sümer Mitolojisinde Göklerin Tanrısı
Anu: Sümer Mitolojisinde Göklerin Tanrısı

Anu, nehir sularının, yağmurun ve bataklıkların kutsiyetini içinde barındıran Enki’nin (sonradan Ea denecektir) babasıdır. Enki çoğunlukla Fırat (Euphrates) ve Dicle (Tigris) nehirleriyle özdeşleştirilir. Adının anlamı “toprağın efendisi”dir ve bu ismin içeriğinde toprağa bereketi taşıyan tatlı suyun gücü ve gerekliliği saklıdır. Çağrışımlarından dolayı isimlerin her ikisi de onlara şekli verebilen Enki’nin toprak ve suyla olan ilişkisiden türemiştir. Aynı durum Enki ve insan menisi arasındaki ilişkide de söz konusudur.

İnanna (Sami dilinde İştar) inanışı da bu dönemde değişime uğrar. Hurma depolarının koruyucusu ve Dumuzi’nin eşi olma özelliğine bir de savaş tanrıçalığı eklenir. O yağmurdaki kudret, akşamla sabah yıldızı ve kutsal fahişedir.

Bu dönem boyunca tanrılar insanlarla ve diğer tanrılarla etkileşime girmelerini sağlayan çeşitli güçlere sahip olurlar. Evrensel düzenle ilgili mitler ve tanrılar bu kavramların bir parçası olarak karşımıza çıkarlar.

Mezopotamya demonları genellikle tanrılardan daha az saygınlığa ve güce sahip ikincil derece düşman ruhlardı. Zaman zaman Tiamat’ın zürriyetinden oldukları kabul edilse de, daha sık olarak üst-tanrı Anum’un çocukları olarak düşünülürlerdi. Dehşet verici Anunnaki’ler ise cehennemdeki ölülerin gardiyanlarıydı. Etimmu mutsuz ölenlerin hayaletleriydi.

Utukku çöllerde ya da mezarlarda yaşardı. Diğer kötü ruhlar, salgın hastalıkların demonları, karabasanların demonları, baş ağrılarının demonları, fırtınaların demonları (Pazuzu) gibi ve çeşitli hastalıkların demonlarıydı.

Pazuzu Kimdir ve Sümer Mitolojisi ile Olan Bağları Nelerdir
Pazuzu Kimdir ve Sümer Mitolojisi ile Olan Bağları Nelerdir

Bu demonların en korkunçlarından biri de Lilitu’dur. Lilitu geceleri dolaşıp “succubus” olarak erkeklere saldıran ya da onların kanını içen frijit, kara kuru, kocasız “umutsuzluk bakiresi”ydi. Labartu, iki elinde birer yılan taşırdı ve genellikle bir köpek ya da bir domuz eşliğinde dolaşarak, çocuklara, annelere ve dadılara saldırırdı.

İnsanlar bunlardan korunmak amacıyla muskalardan, efsunlardan, demon kovma dualarından ve diğer büyülerden yararlanırlar, ancak özellikle de kendi koruyucu tanrılarına özenle ibadet ibadet edip onların sevgisini kazanmaya çalışırlardı.

Geç Asur-Babil döneminde insanlığın yaratılışıyla ilgili konularda önemli değişimler göze çarpar. Enuma Eliş ve Gılgamış hakkındaki efsanelere dönem boyunca sık sık rastlarız. Enuma Eliş Efsanesi’nde tanrıların nasıl doğduğu ve tanrıların bu ilk birliğinden insanın nasıl yaratıldığı dile getirilir. Hikayemizin ana kahramanı ise Marduk’tur.


Kinunir’in Koruyucusu: Şehrin Kalbinde Yükselen Güç

Dumuzi-abzu, Lagash’ın kutsal topraklarında, Kinunir şehrinin koruyucu tanrıçası olarak bilinir. Bir şehir tanrıçası olarak onun rolü, sadece ilahi bir koruma işlevi görmekle kalmaz; aynı zamanda şehrin kültürel ve toplumsal yapısının da temel taşlarından biri haline gelir.

Efsaneye göre, çalkantılı zamanlarda bile, “Dumuziabzu, Kinirša’daki evi terk etmiştir” sözleri, onun şehrin kaderine ne denli derin bir etkide bulunduğunu işaret eder. İşin aslı, bu tür sözler, tarih boyunca toplumların kaos ve düzen arasındaki ince çizgide nasıl dengelendiğine dair önemli ipuçları sunar.

image 12 10
Dumuzi-abzu: Kinunir'in Kutsal Koruyucusu Üzerine Epik Bir İnceleme 17

Mitolojik İlişkiler ve Aile Bağları: Tanrıların Karmakarışık Dünyası

Dumuzi-abzu’nun kimliğini anlamak için, onu çevreleyen tanrı çemberine bakmak şart. Nanşe ile ilişkilendirilen tanrılar arasında yer alması, özellikle kızı Nin-MAR.KI ile olan yakın bağı, onun ailevi ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Ayrıca, Lagash metinlerinde, Enki, Gatumdug, Hendursaga, İnanna, Lugalurub, Nanshe, Nindara ve Ningirsu gibi isimlerle birlikte anılması, bu tanrıların eşit olmayan ama derin bir şekilde birbirlerine bağlı olan hiyerarşisini gözler önüne serer.

Thorkild Jacobsen’in “suyun, kamışların, kuşların ve balıkların gücü” olarak tanımladığı tanrılar topluluğu arasında yer alması, Dumuzi-abzu’nun ekolojik ve sosyal yaşamın tüm unsurlarını temsil eden bir figür olduğunu düşündürüyor. Fakat, Wilfred G. Lambert’ın eleştirileri de cabası: Bu ilişkiler belki de gerçekten var olanın ötesinde, bir sistem kurma çabasının ürünü olarak görülmeli. İşte burada, tarihe hem eleştirel hem de mizahi bir pencereden bakmak gerekiyor; çünkü bazen tanrıların aile ilişkileri, bizim aile toplantılarımız kadar karmakarışık olabiliyor!


İkinci Gelişmelerin Gölgesinde: Dumuzi-abzu ve Ekolojik Semboller

Frans Wiggermann’ın belirttiği gibi, antik tanrıların rolleri, bazen inek gütme gibi basit, ama derin anlamlar içeren ilişkilerle sembolize edilebiliyor. Dumuzi-abzu’nun da bu bağlamda, Hendursaga’nın karısı olarak geçiş göstermesi, tanrılar arasındaki aile ilişkilerinin henüz sistemleştirilmediği bir dönemin izlerini taşıyor. Burada, modern çağın teknolojik karmaşası içinde, antik ekolojik bağlantıların hala ne kadar anlamlı olduğunu sorgulamak kaçınılmazdır.

image 1 39
Dumuzi-abzu: Kinunir'in Kutsal Koruyucusu Üzerine Epik Bir İnceleme 18

Son Damlalar: Dumuzi-abzu’nun Kültürel ve Dini Mirası

Tüm bu tartışmalar, tanrıların ve tanrıçaların isimlerinin, rollerinin ve ilişkilerinin sadece tarih kitaplarında kalmayan, aynı zamanda günümüz kültürüne ilham veren ögeler olduğunu kanıtlar nitelikte. Dumuzi-abzu, Kinunir’in koruyucusu olarak, antik Lagash’ın kozmik düzeninde önemli bir yer tutar. Onun öyküsü, sadece bir tanrıça anlatısı değil, aynı zamanda insanlığın karmaşık inanç sistemlerine, ekolojik dengeye ve toplumsal yapıya dair sorgulamalarının da bir yansımasıdır.


Epilog: Geçmişten Gelen İlham, Geleceğe Yön Veren Bir Işık

Dumuzi-abzu’nun hikayesi, bize tarih boyunca nasıl düşündüğümüzü, evreni nasıl algıladığımızı ve toplumsal düzeni nasıl inşa ettiğimizi hatırlatır. Bu öykü, geçmişin sisli perdelerinden günümüze kadar uzanan, hem mistik hem de akılcı bir anlatıdır. Eski geleneklere saygı duyan, ancak geleceğe cesurca bakan bizler için, Dumuzi-abzu sadece bir tanrıça değil; aynı zamanda, ekolojik, sosyal ve kültürel dengeyi koruma mücadelesinin de simgesidir.

Sonuç olarak, Dumuzi-abzu’nun efsanesi, tarih boyunca sorgulayan, eleştiren ve yeniden inşa eden zihinlere hitap eden, bir öykü olarak akıllarda yer etmeye devam ediyor. Her ne kadar tanrıların dünyası bizlere çoğu zaman kafa karıştırıcı gelebilse de, bu destan, hem derin hem de bir o kadar da ilham verici. Zamanın tozlu sayfalarından sıyrılıp, modern dünyaya yön veren bu kadim öykü, her yeni nesle farklı bir ışık tutmayı başarıyor.

Hadi bakalım, antik tanrıların kalbine bir kez daha dokunalım; belki de, evrenin sırlarını anlamanın anahtarı, bu eski efsanelerde saklıdır!

Daha Fazla Göster

Umay

Merhaba ben Umay. Sizlere elimden geldiğince faydalı bilgiler ve içerikler sunmak hedefim. Sevgi ve saygılar

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu