
Merhaba dostlar! Bugün sizi tarihin tozlu raflarından çekip çıkardığım, sayfalarını çevirdikçe hem ürperten hem de hayranlık uyandıran bir şaheserle tanıştırmak istiyorum. Eğer siz de benim gibi kadim el yazmalarına, orta çağın karanlık ama bir o kadar da parıltılı dünyasına ve “bilim ile büyünün” henüz birbirinden ayrılmadığı dönemlere meraklıysanız, doğru yerdesiniz.
Bugünkü konumuz: Kitâbü’l-Bülhân, yani namıdiğer Gizemli Harikalar Kitabı.
Bu kitap öyle sıradan bir eser değil. İçinde devleri, cinleri, burçları, tılsımları ve dünyanın dört bir yanından derlenmiş efsaneleri barındıran, 14. yüzyılın sonlarına ait muazzam bir ansiklopedi. Gelin, bu mistik yolculuğa beraber çıkalım ve bu el yazmasının satır aralarında, minyatürlerin gölgelerinde neler gizliymiş bir bakalım.
Kitâbü’l-Bülhân Nedir?
Düşünsenize, sene 1390 civarı… Bağdat’tayız. Dönemin en büyük kültür merkezlerinden biri olan bu şehirde, Abdülhasan el-İsfahanî adında bir bilgin oturmuş, hayatının en ilginç işine girişmiş. Elindeki malzemeler sadece mürekkep ve kağıt değil; astronomi bilgisi, halk inanışları, kadim doğu mitolojisi ve o dönemdeki insanların dünyayı anlama biçimi.
Kitâbü’l-Bülhân, halk arasında Harikalar Kitabı veya Sürprizler Kitabı diye anılan, 14. yüzyıl sonları ile 15. yüzyıl başlarına tarihlenen bir Arapça el yazması eseridir. Bu kitap, sadece metinleri değil aynı zamanda zengin görselleriyle o dönemin entelektüel ve kozmik düşünce dünyasını yansıtır. Çeşitli yazarlar tarafından derlenmiş olan bu el yazması, astronomi, astroloji ve kehanet gibi bilgi alanlarının yanı sıra folklorik öyküler, inançlar ve sembolik tasvirlerle doludur.

Kitâbü’l-Bülhân’ın sayfalarında astrolojik burçlardan çevrenin gizemlerine, gök olaylarından doğaüstü varlıklara kadar pek çok konu işlenir. Eserin minyatürleri hem bilimsel hem hayalî içerikleri bir araya getirir; gökyüzünün sırları, takımyıldızların anlamları, farklı efsaneler ve bilinmeyen alemler bu sayfalarda sembollerle can bulur. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir bilim eseri değil, aynı zamanda o dönemin mitolojik, kozmolojik ve sanatsal düşüncesinin harmanlandığı bir hazine niteliğindedir.
Kitâbü’l-Bülhân, Arapça kökenli bir isim. “Bülhân” kelimesi bazen “şaşkın” veya “hayrete düşmüş kişi” anlamında kullanılırken, bazı kaynaklarda bu kitabın derleyicisinin lakabı olarak geçiyor. Ancak kitabın içeriğine baktığınızda, isminin neden “Hayretler Kitabı” veya “Gizemli Harikalar Kitabı” olarak Türkçeleştirildiğini hemen anlıyorsunuz. Çünkü her sayfası sizi bir başka şaşkınlığa sürüklüyor.
Peki, bu kitap neden bu kadar önemli? Öncelikle, bu eser tek bir yazarın kaleminden çıkmış basit bir hikaye kitabı değil. İçinde hem o dönemin “bilimsel” kabul edilen astronomi verileri var, hem de halkın yüzyıllardır dilden dile aktardığı kehanetler ve tılsımlar. Kitap şu an Oxford Üniversitesi’ndeki ünlü Bodleian Library’de (MS. Bodl. Or. 133) saklanıyor. Celayir Sultanı Ahmed döneminde Bağdat’ta hazırlandığı biliniyor.
Benim bu kitaba bu kadar vurulma sebebim, o dönemdeki insanların evreni algılama biçimini bize olduğu gibi yansıtması. Bugün biz “astronomi” ve “astroloji”yi birbirinden çok keskin çizgilerle ayırıyoruz, değil mi? Ama o zamanlar bir yıldızın konumu sadece bir matematik problemi değil, aynı zamanda bir imparatorun düşüşü ya da bir salgının başlangıcı anlamına geliyordu. İşte Kitâbü’l-Bülhân, bu iki dünyanın el sıkıştığı yerdir.
Astroloji, Astronomi ve Kehanet: Kitabın Bilimsel Dünyası

Şimdi biraz derinlere inelim. Kitâbü’l-Bülhân’ın ilk bölümleri tamamen gökyüzüne ayrılmış. Ama bu bölümü modern bir astronomi kitabı gibi düşünmeyin. El-İsfahanî, burçlar kuşağını (zodyak) öyle bir anlatıyor ki, sanırsınız her bir burç canlı birer karakter.
Kitapta her burcun (Koç, Boğa, İkizler vb.) kendine has özellikleri, yönetici gezegenleri ve o burç altında doğanların kaderleri detaylandırılmış. Ancak asıl ilginç olan, burçların “dekanlar” denilen alt bölümlere ayrılması ve her bir bölümün kendine ait bir sembolü olması.
“Yıldızların hareketi, yeryüzündeki her bir kum tanesinin ve her bir nefesin kaderini belirler. Kim ki bu dili çözerse, zamanın perdesini biraz olsun aralamış demektir.”
Bu söz, kitabın felsefesini özetliyor aslında. Kitapta gezegenler (Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür, Ay) kişileştirilmiş. Örneğin, Merih (Mars) savaşı ve kanı temsil eden bir savaşçı olarak resmedilmiş. Zühre (Venüs) ise elinde bir lavta ile sanatın, müziğin ve aşkın temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor.
Orta Çağ İslam dünyasında bilim, sadece gözlemden ibaret değildi; o gözlemlerin hayata, sağlığa ve geleceğe etkisini anlamak temel amaçtı. Kitâbü’l-Bülhân’da yer alan kehanet bölümleri, gökyüzündeki olaylarla yeryüzündeki siyasi olaylar (örneğin bir kalenin fethi veya bir sultanın ölümü) arasında bağ kurar. Bu kehanetler, o dönemde saraylarda neden “müneccimbaşı” diye bir makamın olduğunu çok iyi açıklıyor. Sultanlar savaşa girmeden önce, el-İsfahanî gibi alimlerin bu tür eserlerine bakarak yıldızların konumunu kontrol ederlerdi.
Minyatürlerde Gizlenen Kozmik Sırlar ve Semboller

Gelelim görsel şölene! Eğer Kitâbü’l-Bülhân’ın sadece metinlerden oluştuğunu düşünüyorsanız, büyük yanılıyorsunuz. Bu kitabı dünya çapında ünlü yapan şey, içindeki 80’den fazla muazzam minyatürdür. Bu çizimler, Celayirî resim sanatının en nadide örnekleri sayılıyor.
Minyatürleri incelediğinizde, renklerin ne kadar canlı olduğunu göreceksiniz. Lapis lazuli mavisinden, parlak altın sarılarına kadar her ton büyük bir titizlikle kullanılmış. Ama bu görseller sadece “süs” değil. Her bir minyatür, içinde çözülmeyi bekleyen bir semboller yumağı barındırıyor.
Örneğin, “Gezegenlerin Düğümleri” tasvirlerine bakın. Ejderha kuyruğu ve başı şeklinde tasvir edilen bu düğümler, aslında güneş ve ay tutulmalarını açıklamak için kullanılan astronomik kavramlardır. Ancak ressam, bu soyut kavramı öyle bir somutlaştırmış ki, gökyüzünde iki dev ejderhanın birbiriyle savaştığını sanabilirsiniz.
Minyatürlerdeki insan figürleri de çok ilginçtir. Yüz hatları, kıyafetler o dönemin Bağdat ve Orta Asya etkilerini net bir şekilde yansıtır. Her bir detay, izleyiciye bir mesaj verir. Bir tılsım resminde elinde anahtar tutan bir figür, “bilginin kapısını” sembolize ederken; elinde yılan tutan bir figür, tıp veya zehirle ilgili bir sırrı saklıyor olabilir.
Benim en sevdiğim görsellerden biri, “Yedi İklim” tasvirleri. Orta Çağ coğrafya anlayışına göre dünya yedi iklime bölünmüştü ve her iklimin kendine has insan tipleri, hayvanları ve bitki örtüsü vardı. Kitaptaki bu çizimler, o dönem insanının hayalindeki “uzak diyarları” bize gösteriyor. Hiç gitmedikleri ama efsanelerini duydukları toprakları nasıl hayal ettiklerini görmek gerçekten büyüleyici.
Mitolojik Varlıklar, Halk İnançları ve Doğaüstü Tasvirler

Şimdi işin biraz daha “karanlık” ve heyecanlı tarafına geçelim. Kitâbü’l-Bülhân, sadece yıldızlarla ilgilenmez; aynı zamanda yerin altındaki ve halkın zihnindeki varlıklarla da ilgilenir. Yani cinler, devler, iblisler ve tılsımlı yaratıklar!
Kitabın önemli bir kısmı “Cinlerin Padişahları”na ayrılmış. İslam mitolojisinde ve o dönemin halk inanışlarında yedi büyük cin padişahı olduğuna ve her birinin haftanın bir gününü yönettiğine inanılırdı. Kitâbü’l-Bülhân’da bu padişahların her biri tek tek resmedilmiş.
- Pazartesi’nin Cin Padişahı: Murrah al-Abyad.
- Salı’nın Cin Padişahı: Abu Mihriz (veya al-Ahmar – Kırmızı olan).
Bu varlıklar öyle korkutucu ve ihtişamlı çizilmiş ki, bakarken o dönemin insanının duyduğu “huşuyu” siz de hissediyorsunuz. Ama bu çizimlerin amacı sadece korkutmak değil; aynı zamanda onlardan korunmak için gereken tılsımları ve duaları da sunmak.
Ayrıca kitapta “acayibü’l-mahlukat” (yaratıkların acayiplikleri) geleneğine uygun olarak, dünyanın farklı yerlerinde yaşadığına inanılan garip yaratıklar da var. Örneğin, Ye’cüc ve Me’cüc kavmi, devler, kanatlı aslanlar ve daha nicesi… Bu bölümler, halkın batıl inançlarıyla dini anlatıların nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Bir de meşhur İskenderiye Feneri veya Rodos Heykeli gibi antik dünyanın harikalarının tasvirleri var. Ancak bu yapılar sadece mimari eserler olarak değil, içinde gizli güçler barındıran, tılsımlı mekanlar olarak anlatılıyor. İskenderiye Feneri’nin üzerindeki aynanın düşman gemilerini yaktığına dair efsaneler, Kitâbü’l-Bülhân’ın o masalsı dilinde kendine yer buluyor.
Orta Çağ İslam Kültüründe Bilgi ile Hayalin Kesişimi

Peki, biz bugün bu kitaba baktığımızda ne anlamalıyız? Kitâbü’l-Bülhân bize ne söylüyor?
Bence bu eser, Orta Çağ İslam dünyasının entelektüel derinliğinin bir kanıtı. O dönemde bilgi, bugünkü gibi kompartımanlara ayrılmamıştı. Bir alim aynı zamanda hem bir matematikçi, hem bir teolog, hem de bir sanat tarihçisi olabiliyordu. Gizemli Harikalar Kitabı, rasyonel gözlem ile sınırsız hayal gücünün mükemmel bir birleşimidir.
İslam kültüründe evren, Allah’ın kudretinin bir yansıması olan muazzam bir “ayet” (işaret) olarak görülürdü. Gökyüzündeki her bir yıldız, yeryüzündeki her bir tuhaf yaratık, bu muazzam sistemin bir parçasıydı. Dolayısıyla, cinleri araştırmaktan çekinmedikleri gibi, yıldızların konumunu hesaplamaktan da geri durmuyorlardı.
“Evren, sadece görünenlerden ibaret değildir; görünmeyenlerin gölgesi görünenlerin üzerine düştüğünde hakikat ortaya çıkar.”
Bu bakış açısı, Kitâbü’l-Bülhân’ı sadece bir “fal kitabı” olmaktan çıkarıp, bir dönemin dünya görüşünü (weltanschauung) temsil eden bir doküman haline getiriyor. Bilgi, sadece pratik fayda sağlayan bir araç değil, aynı zamanda varoluşun gizemlerini anlama çabasıydı. Hayal gücü ise bu bilginin yetmediği yerlerde devreye giren bir köprüydü.
Günümüzde biz her şeyi “açıklamaya” çalışıyoruz. Bir şeyin bilimsel bir karşılığı yoksa onu reddediyoruz. Ama bu kitabı inceleyen biri, açıklanamayanın da bir estetiği ve bir mantığı olduğunu fark eder. Bu kitap, insanın bilinmeyene duyduğu o kadim ihtiyacı karşılıyor.
Sonuç: Geçmişin Aynasında Kendimizi Görmek
Sevgili okur, buraya kadar benimle geldiğin için teşekkür ederim. Kitâbü’l-Bülhân: Gizemli Harikalar Kitabı, sadece bir el yazması değil; insan ruhunun merakına, korkusuna ve hayal gücüne tutulmuş bir aynadır. 14. yüzyılda Bağdat’ta bir masada hazırlanan bu sayfalara bugün baktığımızda, aradan geçen yüzyıllara rağmen insanın temel sorularının değişmediğini görüyoruz: Gelecekte bizi ne bekliyor? Gökyüzü bize ne anlatıyor? Bizim dışımızda neler var?
Eğer bir gün yolunuz Oxford’a düşerse veya dijital arşivlerde bu kitabın sayfalarını karıştırma şansı bulursanız (ki Bodleian Library bu konuda harika kaynaklar sunuyor), kendinizi o minyatürlerin akışına bırakın. O parlak renklerin ve tuhaf figürlerin arasından süzülürken, Orta Çağ’ın o gizemli ve görkemli atmosferini soluduğunuzu hissedeceksiniz.
Tarih sadece savaşlar ve antlaşmalar değildir; tarih, insanın neye inandığı ve neyi hayal ettiğidir. Kitâbü’l-Bülhân ise bu hayallerin en somut, en renkli ve en büyüleyici halidir.
Bir sonraki gizemli keşfimizde görüşmek üzere, merakla kalın!
Okuma Önerileri:
- Eğer bu konu ilginizi çektiyse, İbnü’l-Nedim’in “El-Fihrist”ini veya Kazvini’nin “Acayibü’l-Mahlukat” eserini de mutlaka incelemelisiniz.
- Kitâbü’l-Bülhân minyatürlerinin yüksek çözünürlüklü hallerini Bodleian Library web sitesinde bulabilir, 14. yüzyıl sanatına dair daha fazla detay görebilirsiniz.
- Bu yazıda bahsettiğimiz “Gizemli Harikalar Kitabı” terimi, eserin derinliğini ve o dönemdeki kapsayıcılığını anlatmak için en sık kullanılan tabirdir.








